Yalan! İftira! Paraprovokasyon! :D

Pazar, 20 May 2012 Yorum yap

Evet gençler, kongreye kadar “ılıman” sürdürdüğünüz düşmanlık, bu haberle birlikte POLİS operasyonlarını “hakikat” olarak algılatma çabanızı tasdik ediyor. Nerede Emenike’nin para sayma görüntüleri? İddianamedeki fotoğraflar deyip geçmeyeceksin haberi verirken, nerede o fotoğraflar, onları yayınla. Yöneticilerin birlikte yemek yediği fotoğraf “Şikenin Belgesi” öyle mi? Telefon konuşmaları diye topyekün zan altında bırakan “savunma mekanizması”yla haberciliği nasıl “etik” kavramlarla yan yana koyacağız? Ne o telefon konuşmaları, onları yaz, varsa, yazabiliyorsan.

Kaç defa yazıldı, çizildi. Soruşturmanın başlamasından hemen sonra Hüseyin Gülerce, “Bizim iktidarımızda futbolun da girilemeyen kalelerine girildi” ifadelerinin yer aldığı bir yazı yazmadı mı? Kim sizin iktidarınız, nasıl bir kale o? Siz önce kendinizi aklayın, şeffaflaşın, yasama-yürütme-yargıdan elinizi çekin, sivilleşin, sonra “mağdur” sıfatıyla yapın yayınlarınızı, yoksa yemiyorlar, valla yemiyorlar..

KategoriMüsvedde, Spor Etiketler,

Why this kolaveri kolaveri kolaveri di? Why?

Çarşamba, 16 May 2012 Yorum yap

KategoriMüzik Etiketler

Cihat’lar Lefter’ler Can’lar Fikret’ler..

Pazartesi, 14 May 2012 Yorum yap

3 Temmuz günü yeni bir çağın perdesi aralandı Türkiye’de. “Fenerbahçeli olmanın gururu bizlere yeter” diye inleyen Saracoğlu ile son bulan bir sezona ev sahipliği yaptı yürekler. Stada hiç gitmemiş olanlar ilk kez kombine aldı, yaşlı teyzeler, amcalar Çağlayan Adliyesi’nde nöbet tuttu torunu yaşındaki taraftarlarla. Bir çocuk “Sana söz yine baharlar gelecek” dedi “goool” diye bağırırken. Fenerbahçe 25 milyon çıktı sahaya, her atakta yıkıldı haramilerin saltanatı. Daha doğmamış çocuğu bile cop yedi bir annenin, biber gazından yüzü kan çanağına dönen minik kızların yanıbaşında. Türkiye’nin acı gerçeğiydi bunlar, 3 Temmuz’dan sonra Türkiye oldu Fenerbahçe. 2011-2012 sezonu efsane sezon, o sezonda oynayan her oyuncu yıkılmayan Fenerbahçe‘nin efsane oyuncusu oldu.

ss

Orantısız güç çıktı karşısına her marş söylediğinde, sabahlara kadar tahliye beklediği adliyelerin önünde teröriste görülmeyen muamele hak görüldü. Oy hesaplarının, bölgesel milliyetçiliğin ve “Sahada Fenerbahçe’yi Yenemeyenler“in rakı sofralarına meze yapılmaya çalışıldı bu kulüp, olmadı. Bu kez olmadı çünkü Fenerbahçe’yi yok etmek adına yumak olan medya, siyaset, emniyet, savcılık, hak gak hukuk guguk her haksızlığında, giderek safları sıklaştıran bir FENERBAHÇE gördü karşısında. Her oyunu Fenerbahçe bozdu, her hesabı Fenerbahçe boş çıkardı. 3 Temmuz Darbesi sahnelenmeye başladığı günden beri onca yazı yazıldı, yorum yapıldı. Bu kez her biri bir Cihat Arman, Lefter Küçükandonyadis, Can Bartu ve Fikret Arıcan, Fikret Kırcan olan ve bu darbeye sonuna kadar direnen, asla mücadeleden vazgeçmeyen, Fenerbahçeli olmanın gururunu iliklerimize kadar yaşatan tüm oyuncularımızı; tarihe gururla geçecek itaatsiz kadroyu anacağız, başından sonuna bu efsane seneyi hafızalarımızda ölümsüzleştireceğiz.

Darbenin can damarı medyanın, süreci ve öncesini “üflemeyle” harlandırmaya çalıştığı ve hiçbir savunmaya ihtiyaç duymadan derhal karar verilmesini (o karar elbette Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi, yöneticilerinin hapis cezasına çarptırılmasıydı) istediği o manşetler:

ss

ss

ss

ss

ss

ss

İkinci Perde: Hep Destek Tam Destek

Her gün ekranlarda küme düşürülen bir kulüp, bir sezon boyu akıttıkları ter, verdikleri emek hiçe sayılan futbolcular; ailesinden çocuklarından aldığı vakti Fenerbahçe’ye ayıran Aykut Kocaman’ın onuruna kast etmek.. Tüm bunların çok hızlı geliştiği 3 Temmuz ertesinde, kimsenin beklemediği bir şey oldu. Medya manipülasyonuyla şikeci olarak damgalanan bir kulüp, şikeci olarak damgalanan oyuncular, yöneticiler, teknik direktör.. Beyinlerini çöpe atıp önüne koyulan her şeyi yutacak, zihnen de pasifize edilmeye çalışılan bir toplumda ani bir refleks gösteren Fenerbahçe taraftarı, ne beklendiği gibi Aziz Yıldırım’a döndü sırtını ne de takımını yalnız bıraktı. Beklenen bunun olmasıydı ve bu olsaydı, güçsüz, desteksiz, inanan kimsesi kalmayan bir Başkan, Teknik Direktör ve Oyuncular nezdinde tüm Fenerbahçe’yi sindirmek, yola getirmek, istenen rotaya çekmek, iç etmek, mali denetim altına almak çok daha kolay olacaktı.

Fenerbahçe Düzce Topuk Yaylası Tesisleri’ne gelen onbinlerce taraftar ve bu “karşılıksız, ölesiye” destek, efsane kadronun teriyle, emeğiyle, gözyaşıyla efsaneleşen futbolcusu Selçuk Şahin’i böyle duygulandırdı.
ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

Üçüncü Perde: Ver Lefter’e Yaz Deftere

Efsane sene diyoruz ya, öyle işte. Futbolun yaşayan efsanelerinden Lefter Küçükandonyadis tam da bu hengamenin içinde veda etti bizlere. Üstelik can kardeşini son kez göremeden. Vefatından önce hapisteki Başkan Aziz Yıldırım’a şu satırların yer aldığı mektubu gönderdi torunuyla:

İlk önce sana güç, kuvvet ve sabırlar diliyorum.
Fenerbahçe’ye ve sana haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
Bunları yanına gelip söylemeyi isterdim.
Fakat doktorum izin vermiyor.
Rıdvan da sağolsun helikopter temin etmiş.
Beni sana getirmek için.
Uçmaktan çekinmeme rağmen gelmek istedim sana.
Ama izin vermiyorlar lanet olsun.
Ben formayı giyerek hizmet ettim Fenerbahçe’ye.
Sen ise başkan olarak inanılmaz işler başardın.
Gelip gözlerimle gördüm.
Daha yapacağın çok iş var.
Yürekten söylüyorum ki yapacaksın.
Moralini bozma sakın.
Görüyorum ben herkes de senin arkanda.
Geçen gün taraftarlar geldi buraya.
Gördüm herkes dua ediyor sana.
Haluk hayatımı yazıyor. Yakında basılacak.
Sende bir kaç satır yazarsan bu kitap için sevinirim.
Yanına gelemiyorum.
Ama sana torunum Özlem’le bir resmimi ve mektubumu gönderiyorum.
Benim için yaptıklarını unutamam asla.
Ne kadar ömrüm kaldı bilemem.
Hakkını helal et yeter benim için.

Lefter Küçükandonyadis

ss

Üç kuşak “efsane“yi, efsanevi bir mücadelede bir araya getiren bir seneydi 2011-2012 sezonu. Lefter’i, Aykut’u, Alex’i..

ss

ss

Burada önemli bir ayrıntı var. Üstteki fotoğrafta Lefter’in tabutunu en önde omuzlayanlardan biri Reto Ziegler. Juventus’tan sezon başında kiralanan ve futboldan çok her şeyin etrafını ördüğü bir süreçte katıldığı takıma böyle bağlanan, o takımın değerlerini böyle benimseyen ve sonraki fotoğraflarda gözyaşlarına da şahit olacağımız, bu senenin efsane sene olmasındaki binlerce detaydan bir tanesi.

ss

ss

ss

ss

Dördüncü Perde: Safları Sıklaştıralım

ss

3 Temmuz’dan beri her gün büyüyen linç kampanyasında, proje mimarlarının neticeye ulaşamamasında Fenerbahçe duruşunun öneminden bahsetmiştik. Gerçekten eşsiz, her alanda büyüyen, genişleyen, çelikleşen bir duruştu bu. “Fenerbahçe düşmanlarını yeneceğiz” sloganı dillerden gönüllere, gönüllerden eylemlere dönüştü; düşmanın çevikliği kadar seri ve kararlı. “Sevgi eylem gerektirir” diyen her Fenerbahçeli düştü yollara. Gece, yağmur, çamur, kar, soğuk, cop, biber gazı, hakaret hiçbiri yıldırmadı taraftarı.

Simon Kuper’in, “Futbol asla sadece futbol değildir” sözünün nişanesi bir sezondu. Futbolun dışında her şeyin konuşulduğu, yazarların adam yargıladığı, siyasetçilerin ince hesaplar yaptığı bir süreçti 3 Temmuz Darbesi. Başından beri “suçsuzuz, alnımız akıyla şampiyon olduk, alın terimizle” diye haykıran Aykut Kocaman ve futbolcularının patlaması, iddia sahiplerinin “Emenike’nin para sayma görüntüleri var” tarzı yalanlarını hiçbir zaman kanıtlayamayacak zemine oturtup “delil yetersizliği” gibi absürd gerekçelerle ve buna rağmen her satıhta devam ettirilen sindirme operasyonuyla, Mehmet Ali Aydınlar federasyonunun Fenerbahçe’yi oyuncak yapma çabalarıyla birlikte gerçekleşti.

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

Beşinci Perde: Seni Öldürmeyen Şey, Güçlendirir

Friedrich Nietzsche’nin bu sözü söylerken ne kadar doğru bir tespit yaptığını da gördük hep birlikte. Ne kadar dışında yaşansa da bu süreçte, kendi mecrasında futbolu yine alın teriyle oynayan, sahada rakiplerini tek tek malup eden Fenerbahçe, Aykut Kocaman’ın “Gücü yeten Fenerbahçe’yi sahada yensin” sözüne atıfta bulunurcasına temel kadrosunda Niang, Santos, Lugano, Emenike gibi oyunculardan mahrum olmasına, milyonlarca lira maddi kaybına, Allah’ın her günü yaşatılan psikolojik travmaya rağmen yoluna dolu dizgin devam etti.

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

Altıncı Perde: Fenerbahçe Tek, Siz Hepiniz

Sürecin başından sonuna kadar inanılmaz (ki bu çaba takdire şayan) yoğun bir kirlilik ve çarpıtma için uğraşan medyanın yanında, topyekün bir Fenerbahçe düşmanlığı vizyonuna sahip Trabzonspor kulübü de en aktif piyonlardan oldu. Gasp edilen hakkımızın kendilerine verilmesiyle Şampiyonlar Ligi’ne gittiler, leke sürülmeye çalışılan şampiyonluğumuza göz diktiler, sahada oyuncularımıza bıçak attılar, kalkıp pişkin pişkin “Ne mağlum bıçağı eldiveninde getirmediği” gibi “beyin bedava” dedirten açıklamalar yaptılar, futbolcularımıza saldırdılar, sahayı savaş alanına çevirdiler, kimseden tek bir ses çıkmadı.

Koskoca Trabzonspor Başkanı, soyunma odasına inip Semih Şentürk’e saldırdı, Emre Belözoğlu’na hakaret etti. 1996′dan beri gelen acı, anlaşılan dinmedi, dinmeyecek.

ss

ss

ss

Tüm bunlara ses çıkarmamakla kalınsa iyiydi. Hani futbol asla sadece futbol değil ya, Trabzonlu Bakanlar tribüne oynamaktan geri durmadı. Süreç içinde yayınlanan dinleme kayıtlarında, Trabzon-Hükümet arasındaki “ince” ilişkiler, örtülü ödenekten “iç edilen” paralar, Trabzonspor’un sahada kazanamadığı şampiyonluğu masa başında almak için hükümeti tehdit etmesi, halkı isyana teşvik etmesi, milletvekillerini araya sokması ve daha onlarca “günah”a tanık olduk hep birlikte.

Üstelik ne oldu, Trabzon’daki olaylara çıt çıkarmayan Polis, Saracoğlu’ndaki son maçta taraftarı kışkırttı, ortalığı savaş alanına çevirdi, gaz bulutu yığdı stada ve bu süreçte, mitinglerde, Silivri’de, Çağlayan’da, Bağdat Caddesi’nde, Saracoğlu’nda kırmızı gören boğa misali gördüğü Fenerbahçeliye biber gazı yağdırmaktan hiç çekinmedi.

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

Sonsuza Dek: Ne Kupa Büyüklüğü, Ne Şampiyonluk

“Fenerbahçeli olmanın gururu bizlere yeter” sloganını bu sezon iliklerimize kadar hissettiren ve her biri alnından öpülesi futbolcularımızı bağrımıza bastık 2011-2012 sezonu boyunca. Son maça şampiyon olma ümidiyle de çıksak, olamamaya üzülmemiz ancak çoktan ispat ettiğimiz haklılığımızın, emeğimizin sembolik bir sonuçla taçlandırılamamış olmasınaydı. Biz haklıydık ve çoktan kazanmıştık.

ss

Tüm süreç boyunca “bir an önce” söylemleriyle, bir an önce Fenerbahçe’nin yok edilmesini dört gözle bekleyen Mehmet Baransu, Rasim Ozan Kütahyalı, Serhat Ulueren, Gökmen Özdenak, Ahmet Çakar, Erman Toroğlu, Mehmet Demirkol v.b pek çok televizyon ikonu, Etik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Oğuz Atalay canlı yayında, “İlk rapor Emniyet’in ifadelerinden ibaretti, soruşturmada gizlilik olduğu için savunma alamadık ve “böyle iddialar var” anlamını taşıyan ve sadece bu anlamı taşıdığını da raporda belirttiğimiz ilk raporu incelemeleri için federasyon yönetimine sunduk, ardından gerekli şartlar oluştuğunda savunmaları almak ve sağlıklı bir sonuca varmak için ilgililerin tekrar PFDK’ya sevkinin gerektiğini vurguladık” şeklinde konuşunca cevap veremediler. Fenerbahçe’nin suçsuz, tertemiz bulunması kararını ise karardan kabul etmemekte “sebep gösteremeden” direttiler. Siyasi başlayan bir olay, Fenerbahçe’nin safları sıklaştırması neticesinde yine siyasi tamamlanmak zorunda kaldı.

ss

3 Temmuz bitmedi, belki de hiç bitmeyecek. Ama taraftarıyla, teknik direktörüyle, oyuncusuyla, yöneticisiyle büyük bir camia olan, Aziz Yıldırım’ın ifadesiyle bu süreçte Fenerbahçeli değil FENERBAHÇE olan tüm bu unsurlar emeğimizin, alın terimizin, hakkımızın, kazanacağımızın mutlak teminatı.

ss

Sevdamıza kimse engel olamaz/Bazen hüzün vardır bazen mutluluk
Fener sevgisinin adı konamaz/Ne kupa büyüklüğü ne şampiyonluk

Son maç kupayı kaybetmek değil, bir senedir diri diri gömülmek istenen, her gün kanallarda çarmıha gerilen, dedikodusu yapılan, hakkında komplo teorileri üretilen, başkanı ve yöneticileri tutuklu, taraftarı ise karşılıksız, ölesiye tutkulu bu takımın oyuncularının gözyaşları parçaladı yüreğimizi. Hepimizin gözyaşı, hepimizin gururu.

Kiralık olmasına, böyle bir hengamenin içine düşmesine rağmen takıma çok iyi adapte olmakla kalmayıp, Fenerbahçe’nin değerlerini de benimseyen, Lefter Küçükandonyadis’in tabutunu en önlerde taşıyan, maçtan sonra gözyaşlarına boğulan Reto Ziegler..

ss

ss

ss

ss

Bu sezon hem oyunuyla hem duruşuyla efsaneleşen, Topuk Yaylası’ndaki mitingde ağlamaktan konuşamayan, bu maçta da gözyaşlarını tutamayan Selçuk Şahin, stoper yokluğunda kadronun değişmezi haline gelmiş, çabasıyla, mücadelesiyle ve yine gözyaşıyla Bekir İrtegün..

ss

Verebileceğinin tamamını veren, üstüne gözyaşını koyan Orhan Şam, tüm sezon yedek bekleyip son maçta belki kariyerinin en arzulu maçlarından birini oynayan Semih Şentürk, sakat sakat maçlara çıkan, yılmayan, mücadeleyi bırakmayan, çok kötü oynadığımız maçlarda kaleyi rakiplere kapatan, devleşen Volkan Demirel, Alex’in yokluğunda hücuma büyük katkı veren, bu sene Trabzonspor’a çok kez yerini hatırlatan, bambaşka oynayan Cristian Baroni, son haftalarda eski günlerine geri dönen, sakat sakat oynayan Gökhan Gönül, hakkında en çok konuşulan, kendisiyle en çok uğraşılan, en çok çakmak, bozuk para, tekme yiyen, mücadelesiyle, armayı öpen, Fenerbahçeli Emre Belözoğlu, çoktan efsanelerimizden olmuş, oyuncuların başını eğdirtmeyen, Lefter, Aykut, Alex üçlemesinin son halkası kaptan Alex de Souza, kocaman ümitlerimizin sahibi, kocaman gururumuz Aykut Kocaman ve tüm oyuncularımızı sonsuz minnet duygularıyla andığımız, kendilerine gönülden teşekkür ettiğimiz maçtı son maç. Kazanılamayan bir kupa Fenerbahçe için hiçbir zaman, ama özellikle bu sezon anlamı onlarca değerin ardında kalan bir sembolden öteye gidemedi. Bu onurlu duruş, bu mücadele, bu “her şeye rağmen” denilip geçilen ama her gecesi uykusuz, her günü mutsuz, her anı endişeyle, dertle, sıkıntıyla, psikolojik işkenceyle geçirilen bu sürecin sonuna kadar yıkılmadan gelen, azmiyle, oyunuyla, direnciyle tarihte bambaşka bir yere sahip olacak bu efsane kadroyu kazandırdı Fenerbahçe’ye.

ss

ss

ss

ss

ss

ss

ss

Hepinize sonsuz teşekkür, sonsuz minnet. Alnınız ak, başınız dik, gönlünüz rahat olsun. Bu taraftar sizi asla unutmayacak…

# Aykut Kocaman

ss

# Efsane 11

ss

#1 Volkan Demirel       #3 Reto Ziegler           #4 Bekir İrtegün       #5 Emre Belözoğlu

ss ss ss ss

#6 Joseph Yobo           #7 Moussa Sow           #8 Sezer Öztürk          #9 Miroslav Stoch
ss ss ss ss

#10 Alex de Souza       #14 Gökay İravul     #15 Henri Bienvenu    #16 Cristian Baroni
ss ss ss ss

#20 Özer Hurmacı       #23 Semih Şentürk   #34 Mert Günok         #38 Mehmet Topuz
ss ss ss ss

#53 Serdar Kesimal     #58 Fabio Bilica         #60 Özgür Çek            #62 Selçuk Şahin
ss ss ss ss

#67 Orhan Şam          #77 Gökhan Gönül    #85 Serkan Kırıntılı     #88 Caner Erkin
ss ss ss ss

#92 Issiar Dia                #95 Recep Niyaz
ss ss

Mazinde bir tarih yatar.. Yaşa FENERBAHÇE!

KategoriSpor Etiketler, ,

“Gol Ulan Gol”

Pazar, 13 May 2012 Yorum yap

Maç bitmiş, şampiyon olan Galatasaray’a tek bir müdahalesi yok taraftarın, kendi takımını çağırmış alınlarından öpmek için, sen niye hangi sebeple biber gazlarıyla dalıyorsun tribünlere? 3 Temmuz’da medyaya servis ettiğin “19 Maçta Şike Var” haberleriyle çadır mahkemesini kurup Fenerbahçe’yi mahkum ettiğin yetmedi mi? Hem savcısı hem hakimi olduğun bu süreçte, Çağlayan’da tek suçu marş söylemek olan taraftara biber gazlarıyla müdahalen tatmin etmedi mi seni? Bayram eden kanallar akşam haberlerini “terörist taraftar” başlıklarıyla bezerken, bir kişi de çıkıp “tamam da bu adamlar Galatasaray’a bir şey demiyor polisle dertleri ne?” diye sormaz mı? Beyaz TV’den, CNNTürk’den, Habertürk’den değil tribünden izleyin olayları!

Taraftarın ifadeleri:

Terörist diyen mi ararsın, küfür eden mi ararsın her telden var ama orada yaşananları hiçbiri bilmiyor. Daha önce bizim başlattığımız olayları kabullenmiş biriyim ama dün yaşananlar kesinlikle polisin kışkırtmasıyla olmuştur. Olayların tek sorumlusu polistir. Telegolde bilmem nerde gördüğünüz görüntülerin emin olun öncesi var, biraz maçta olanların yazdıklarını okursanız anlarsanız. Sanırım o kadar kişiye organize demezler. Ayrıca dün tribünde küçük bir çocuğun (belli ki velisini kaybetmiş) abi beni burdan çıkar, ölmeyeyim diye ağlayarak yanıma gelişini hayatımın sonuna kadar unutabileceğimi sanmıyorum.

ss

Polis daha mac başlamadan stada girişte sıra olmadıkları icin insanların üzerine biber gazi sıktı, yaşlı bir amca fenalasti zor zar çıkardılar aradan. Polisin biber gazına bizimkiler su - bira siseleriyle karsilik verdi.

Neyse girdik felan, o kadar cirkeflik yapan her pozisyonda 2 dakika geçiren autlari tacları duran topları 1 dakikada kullanan Gsli oyunculara ragmen, Muslera son pozisyonda sakatlanıp yerden kalkınca alkışlandı, sonra yine 20 saniye bekletip autu kullandı. Sen hemen arkanda seni alkışlayan insanlara bu sekilde karsilik verirsen yuhalanirsin ( F.T sure geçirin dakikalar ilerledikçe Fenerli futbolcular panik yapar gibi zekice bir taktik bulmus , sasirdim )

3-5 çakal çakmak vs firlatiyordu tribün tepki gösterdi atmayı bıraktılar, sonra 2 kisi koltuk atinca polis direk biber gazi kullandi.

Ya sen nasil o kadar cocuğun bayanın yaşlının tam ortasına biber gazi boşaltabilirsin atabilirsin ? Kac kisi fenalasti içerde haberiniz var mı sizin ? Binlerce insan su su diye agladi su satis yerindeki adamlar aciyip ücretsiz 10 15 damacana su verdiler , bildiginiz kıyamet koptu içerde . Yerde yatan bayanlar - cocukları icin aglayan insanlar. Mac boyu sahaya bisey atmayın ulan diye bağıran ben yediğim biber gazından 20 dakika kendime gelemedim gözümden yaslar boşaldı. Ordaki psikolojiyi bilmeden konusamazsiniz.

Kapının hemen önüne de biber gazi atmislar . insanlar çıkmak istemedi biber gazi oldugu icin, içerdeki polisler de çıkarmaya çalışınca bu sefer orda kavga çıktı nasil disari çıkalım tarzı.

ss

Başbakan Tayyip Erdoğan maçın ardından yaşananlar için “Maçtan sonra her tarafı yakıp yıkmak, bütün polis araçlarını her şeyi devirmek; bu nedir ya? Bunu biz terörde görüyoruz; ama bu tribünlere terörü hakim kılmak isteyen zihniyeti de lanetliyorum.” dedi. Doğru tabi, kim ister ki böyle şeyler yaşansın? Bu konuşmayı partisinin Trabzon’daki Gençlik Şöleni’nde, Hüseyin Avni Aker Stadı’nda yapan Başbakan, son altı haftada futbolu katleden, insanlık sınırlarını aşan Trabzonspor ve Trabzonspor taraftarı için aynı kınamayı niye yapmaz, yapamaz?

POLİS marş söyleyen taraftara gaz sıkarken, hamile kadınları acımadan coplarken iş “emniyet”, taraftar buna tepki gösterince “terörizm” hadi ya? Teröristleri davul zurna ile karşılamak demokrasi, tek derdi takımını, başkanını desteklemek olan taraftara biber gazı, cop, taş, silah çekmek ise hak?

Biri şöyle yazmış, “Ülke menfaati için destek almadan milli sporcu üret, Diyarbakır için Tahkim’e gitme, 2020 için Cas’tan vazgeç.. Yok bu böyle olmaz.

ss

Barış Gerçeker NtvSpor’da olayları yaşayan biri olarak şunları yazdı:

14 Mayıs 2006’da Denizli’de değildim. Ama olanlardan dinledim.

16 Mayıs 2010’da Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaydım. Herkes “2-2 mi?!” derken “Gol filan yok, bitti kaybettik” diye arkadaşlarıma dert anlatmaya çalışıyordum. Timsaha girmedim yani.

Geçen sene de Sivas’ta değildim. Yine gidenlerden dinledim, o yağmuru, sağanağı.

Ve Pazar akşamı yine Şükrü Saracoğlu’ndaydım.

Maçları birlikte seyrettiğimiz 15 kişi civarı bir grubumuz var. Maçtan önce buluşuldu, yenildi içildi. Herkeste bir gerginlik vardı ama bu gerginlik huzursuzluk değildi. Fenerbahçe dışında bir nedenle aynı masaya oturtmakta zorlanabileceğiniz, bilfiil Fenerbahçe’den, başkanından, hocasından, oyuncusundan, maç performanslarından tutun da müzik zevkine, film zevkine, siyasi anlayışına hiçbir konuda % 100 mutabakata varamayan bu ekip Cumartesi akşamüstü mutabıktı:

Bu takım, kadrosunun yapabileceğinin çok üzerinde bir iş yapmıştır. Bu akşam, rakip ezeli rakip olsa dahi, kaybedilse bile, hepimizin taraftarlık tarihinde ayrıca anlatılacak bir köşeye adını kazımıştır.

Nokta.

Stada girip yerimizi aldığımız andan, son düdüğe kadar da, asgari teknik taktik analizle maç izlendi ve bitti. Dia’ya bile adam gibi kızılmadı diyebilirim.

Maç bitti, son düdükle birlikte Galatasaraylı oyuncular ve Çevik Kuvvet orta yuvarlağa doğru koştu. Sanırsınız ki Çevik Kuvvet şampiyon oldu (bir nevi oldular tabii). Galatasaraylı oyuncular çembere alındı, soyunma odası koridorundan da maç kadrosunda olmayan oyuncular geldi. Fenerbahçeli oyuncular üzgün ama gururlu bir şekilde çemberin dışında kaldılar. E, şair diyor zaten “…ya dışındasındır çemberin…” Dışarısı onlara daha çok yakışıyordu.

Taraftarın önemli bir kısmı çıkışlara yöneldi. “Galatasaray’ın sevinmesini, kupa almasını seyredecek değilim” diyerek, hak veriyorum. Ben kaldım. Benim için Galatasaray’ın sevinmesine şahit olmaya değecek bir şey vardı, o da hâlâ sahada olan çubuklu formalıları verdikleri mücadeleden dolayı onore etmek. Tribünde kalan taraftar grubunun da birinci önceliği buydu. Nitekim, Fenerbahçeli oyunculara yönelik tezahüratlar devam ediyordu.

Derken, beyaz kasklılardan oluşan bir Çevik Kuvvet birimi Okul Açık Tribünü’yle Maraton Alt Sarı Tribün’ün kesiştiği noktadan geçerken durmayı seçti. Taraftarın bu sene polisle olan ilişkisi Facebook tabiriyle “Karmaşık”. O polis ekibi orada durdu, sözlü sataşmalar oldu, sataşmalar arttı ve o polis grubu orada kalkan kaldırarak savunma durumuna geçti. Arada bir kaç emniyet görevlisinin kalkanların arkasından çıkıp biber gazı sıkıp geri geldiğini gördük. Medyada bolca fotoğraf mevcut.

O bölgede kalmayı seçmeyip, yollarına devam edip iki tribünün birleştiği yerdeki tünelden çıkıp gidebilirlerdi. Devam edip Maraton Alt’ın önünden yürümeye devam edebilirlerdi. Yapmadılar. Oradaki grubu provoke etmeyi sürdürdüler. Sonrasında, yine internet sitelerinde de görmüş olabileceğiniz o kare; tribünün kapısı açık, tribün tarafında taraftar, saha tarafında polis ve o polis taraftara demir bir çubuk uzatıyor. “Tut şunun ucunu döşeyelim abi” demediği kesin. Ve, karşılıklı “sevgi” alışverişi sürerken o polis ekibi geri çekilmeye, sahaya girmeye başladı. Akabinde üst tribüne ve alt tribüne silahla biber gazı bombası yağdırmaya. Bunun üzerine taraftar sahaya girdi ve özel güvenliğin de içinde bulunduğu, sözde sahada emniyet ve düzeni sağlamakla görevli kişileri stadın soyunma odası çıkış tüneline doğru kovaladı. Bu sırada tribünden kırılan koltuklar sahaya atılmaya başlamıştı. Bu koltuklar, kalkanla kendini koruyan polislere atıldı, polis çekildi çekildi ve sonrasında yeterince çekildiğine kâni olmuş olsa gerek ki karşı saldırıya geçti. Su şişesi, meşale gibi şeyler atılan emniyet cop ve biber gazına davrandı. Yere düşen pek çok Fenerbahçeli taraftar ülkede teröriste uygulanmayan şiddete maruz bırakıldı. Kafası tekmelenenler, yerde coplananlar.

Bu arada, önü açılan biber gazı bombası atmayı sürdürüyordu. Tribüne, saha içine. Fark etmeksizin. Açık alan, ters rüzgar bizi etkilemez diye kendimizi kandırmamız uzun sürmedi ve deli gibi yanan gözlerle, nefes alamamacasına öksürerek tribünün arkasına geçmek zorunda kaldık. Doğru seçim değildi, zira biber gazı ters taraftan, stadın dışından da içeriye girmekteydi. O zaman anladık ki dışarısı da karışık.

Zaten daha maç başlamadan biber gazıyla imtihan edilen taraftar maç çıkışında da nasibini almaktaymış. Hem stadın içinden, hem dışından gelen iki gaz dalgasının arasında kalan taraftar Fenerium Tribünü’nün önündeki avluda toplandı. Gözyaşları içerisinde, tanıdığı birisi için astım ilacı soran biri vardı, merdivenden her inene: Astım ilacı olan var mı, arkadaşım kriz geçiriyor.

Çaresizlik içinde yok diyip geçtik. Ağlayan çocuklar, yerde yatan erkekler, kadınlar. Hüngür hüngür. Nefes alamadığı için korkuya kapılan orta yaşlılar, yaşlılar.

Dışarıya tam olarak baktığımızda, Kurbağalıdere’nin üstündeki köprüde önüne gelene su sıkan bir panzer, panzerin ötesinde kesif bir bulut, ki o da biber gazı. Kenan Evren Lisesi’nin arka tarafına denk gelen alanda yine suyla etrafını tarayan bir panzer. Naklen yayın araçlarının yanında da konuşlanmış bir grup Çevik Kuvvet daha. Bu arada tepemizde gezen, benim başta yayın helikopteri olduğunu sandığım (çok safmışım) polis helikopterinin de aşağıya tuttuğu projektörün içinden geçen duman kütlesi. Yani helikopterden aşağıya yağdırılan biber gazları. Tam anlamıyla kapana sıkışmış durumdaydık. Panzer canı sıkıldıkça dönüp tribüne doğru da su sıkıyordu. Merdivenden inip bir an önce kaçmaya çalışan bir grup taraftar yine çıkışa biber gazı atılması nedeniyle canhıraş avluya geri çıktığında “Ben bu stattan bugün sağ çıkamayabilirim” geldi aklıma.

Biraz bekledik, insanlara yardım teklif ettik, elimizden geleni yaptık ve sonunda olayların biraz sakinleştiği bir anda merdivenlerden inip muhtelif kalkan kaldırmış polis ekiplerinin arasından Salı Pazarı’na kendimizi attık.

Şimdi iki gündür okuyorsunuz “Fenerbahçe taraftarı kupayı Galatasaray’ın statta almasını, yenilgiyi (ki yine yenilgi yok ya, neyse) hazmedemedi, olay çıkarttı” diye. Başbakanımız, üstelik de Trabzon’da (bkz: ironi) taraftarı terörist ilan etti. Fenerbahçe taraftarı “Teröriste insan hakları / Fenerli’ye indir copları” derken, onun da ötesine geçtiğinin farkındaydı da, resmi ağızdan teyit edildiği iyi oldu. Artık şüphemiz kalmadı.

Ancak şunun altını kalın bir şekilde çizmek lazımdır ki, Fenerbahçe Davası kapsamında, Çağlayan’da görülen duruşmalarda çıkan olayların futbolla, sporla alakası ne kadarsa, Cumartesi akşamı Şükrü Saracoğlu Stadı’nda çıkan olayların da futbolla,  sporla alakası o kadardır. 300 günü aşkın süredir, itinayla, adım adım, sistematik olarak ötekileştirilen, itilen, kakılan, haddi olan olmayan herkes tarafından durmaksızın ahlak derslerine maruz bırakılan taraftarın, kaybını edebiyle yaşamaya çalıştığı bir ortamda göz göre göre provoke edilmesi ve bunun sonuçlarından başka bir şey değildir olanlar.

Şiddeti kimse tasvip etmiyor. Polis panzerinin muhtemelen kurşun geçirmez camına park konisiyle vuracak kadar delirten nedir? Bir benzin istasyonunun önünde polis arabası devirip yakmaya kalkıştıran nedir? Bunu tutup Thatcher modeli holiganizmle tarif etmeye kalkanın ya gözü kördür, ya işine böylesi geliyordur, ikisinin arası yok.

Bu ülkede Fenerbahçe taraftarına, geride kalan 300 küsur günde planlı şekilde yapılan bu muamelenin hesabını birilerinin vermesi gerekiyor. Çünkü bu muameleye, bu kadar göz önünde, bu kadar göstere göstere maruz kalan olmadı. Elbette polis şiddeti Fenerbahçe taraftarıyla başlamadı. Bu ülkenin gerçeklerinden biri bu, maalesef, ve bundan önce de vardı. Ama tıpkı Fenerbahçe Davası’nda olduğu gibi, Özel Yetkili Mahkeme’lerin yapabildikleriyle ilgili soru işaretleri aynı mahkemelerin baktığı diğer davalarla değil de Fenerbahçe Davası’yla gündeme geldiyse, polis şiddetinin orantısızlığı da bu vesileyle gündeme getirilmeli ve buna son verilmeli. Hiç bir şey olmadı, bari vesile olsun!

Fenerbahçe taraftarı 300 küsur gündür zaten kelle koltukta vaziyette. Türk futboluna dair çarpık ne varsa Fenerbahçe üzerinden bunların temizleniyorMUŞ GİBİ yapılmasına da şahit. Ve pek çok taraftar Cumartesi akşamından sonra diyordur ki; Türk Polisi’nin bu durdurma değil de, artık öldürmeye teşebbüs eden orantısız güç kullanımı bizim bu son başımıza gelenlerden sonra düzelecekse canımız sağolsun.

Ama önce bunun görülmesi ve kabul edilmesi gerekiyor. Renklerden bağımsız. Var mısınız?

ss

ss

ss

ss

ss

Malum medya “şikesiz, tertemiz galibiyet” diye çıkarırken gazetelerini, bir senedir susan bu taraftarın psikolojisini sallamayan, orantısız güçte dünya şampiyonluğuna aday POLİS neden kışkırtır taraftarı?

ss

ss

ss

ss

ss

ss

Fenerbahçe Taraftarı dövmekten gururla bahseden, bunu paylaşan bir POLİS

ss

Faik Işık olaylar üstüne şöyle dedi: “Bu ülkenin yurttaşı olmanın POLİS / JANDARMA / YARGI / POLİTİKA KULLARI OLMAK ANLAMINA GELMEDİĞİNİ birileri öğrenecekse, bunu öğretenler arasında FENERBAHÇE TARAFTARI en önde yürüyor.”

ss

Bu taraftar “kinine” sahip çıksın mı diye sormalı Başbakan’a. Polisleri insanlar için bir nefret objesi haline getirmek mi istenilen? Copla, biber gazıyla sindirmek mi, tek derdi stadı terketmek olan ve çıkışta bu nedenle yığılmış taraftarı “tehdit unsuru” olarak algılayan polisin ortalığı gaz odasına çevirmesindeki amaç?

***

“Biz.. 3 Temmuz’u yaşayanlar.. En tutkulu kuşak olacağız Saracoğlu’ndaki.. İşgal günlerinin İstanbulluları gibi ‘itaatsiz’ bir takım izledik!”

Ovv Çok Feci

Perşembe, 10 May 2012 Yorum yap