Arşiv

1, 2009 için arşiv

Türk Problemi

Cumartesi, 29 Ağu 2009 Yorum yap

Ziya Uçar’a ithâfen..

Daha önce yayınlanmış olan ‘Kürdün Canı Can’ adlı yazım, resmi ideolojinin sözcülüğünü yapmak olarak algılanmış. Öyle bir niyetimin olamayacağını beni yakından tanıyanlar bilirler.

Ancak vicdânımın sesi, o an resmi ideolojinin de söylediğini söylüyor olabilir, vah ki bu hale düşmüş olayım!

Nasıl mı?

O bölgede hayatın Kürtçe akmasından daha normal ne var denmiş; hayat Kürtçe aksın efendim benim Kürtçe ile bir problemim yok, en yakın arkadaşlarımdan biri Kahta’lı bir Kürt. Benim anlatmaya çalıştığım mesele şu. Biz diyoruz ki (tıpkı Muhsin Başkan’ın yaklaşımı gibi) hepimiz bu ülke kiliminin desenleriyiz, biriz, kardeşiz, aynı dinden aynı cemiyetteniz, kız alıp kız verdik soyumuz soyumuza karıştı. Yani? Yani bu ülke hepimizin, yani değerlerimiz ortak, yani aramıza nifak tohumlarını başkaları ekiyor, yani yani yani..

Peki başkaları ne diyor?

Kadep Genel Başkanı geçenlerde katıldığı bir televizyon programlarında şu sözleri zihnime kazıdı!

‘Hayır, efendim, biz türk falan değiliz, biz ayrı bir ırkız, kendi dilimiz, edebiyatımız, coğrafyamız var. Problem pekeke değildir, problem bölgede federasyondan da farklı bir yapı ile Kürt halkına özgürlüğünün verilmesidir. ‘

Kimse Türk olmak zorunda değil. Etnik milliyetçilik yapmıyoruz. Ama bana tepki gösterenler, şunun cevabını versin. Osmanlı bir milletler karması olmasına rağmen yüzyıllarca saltanat sürebildi ve sonunda ne için yıkıldı? Etnik milliyetçilik tohumları içlerine ekilen milletler bir bir ayrılma özlemine tutuştular da o yüzden.

Kürtler federasyondan ötesini isteyecek, bu benim en doğal hakkım diyecek, ben onu kucaklarken o beni itecek, o ayrılıkçılık yapacak ve ben resmi ideoloji sözcüsü olacağım!

Ya her şeyi baştan konuşacağız, ya da içinde bulunduğumuz fikir ile çelişiyoruz! Ya Osmanlı’nın fetih politikaları yanlıştı, demokratik değildi diyeceğiz; ya da kalkıp da ben sizden değilim, yıllarca beni ezdiniz demeyeceğiz. Çünkü komik duruma düşen bunu ifade edenler oluyor. Evet, hangisi yalan? Cumhurbaşkanı olmadı mı bir Kürt, Başbakan olmadı mı? Artık bu mevzuda teorilerden çok sıkıldım. Hadi bana somut belgelerle bir şey ortaya koyun. Deyin ki şu şekilde Kürtler, diğer insanlardan ayrı tutulmuştur.

Lütfen bunu belirtin bana.

Ortaya somut bir şey koyun, suçlamak yerine. Kim muhatap kim değil, kimin sözü geçiyor Kürt milletinde? Kimi kıstas alacağız yani, vatandaş ne istiyor, bunu söyleyin. Ama dilimiz engellendi demeyin, sakın! Böyle bir demokrasi anlayışı yok dünyada çünkü. Sizin diliniz uzun zamandır özgürce konuşulan bir dil. Kendi dilinizdeki gazeteleriniz her köşe başındaki büfede tezgâhları süslüyor. Kürt börekleri her lokantada bulunmakta. Televizyonunuz da zaten uzun zamandır var. Devletin açılımından bahsetmiyorum. Devlet açmadan önce de otuz tane Kürt kanalı yayın yapıyordu Turksat ve Hotbird frekanslarında.  Peki sizin sosyal hayatta egemen olduğunuz bu haklar başka hangi ‘azınlık’ta mevcut? Lazca gazete görmedim hayatımda.

Kürtler Türk olmak zorunda değil ve bence de değildirler. Ama bu durumda, bir ulus devletin içerisinde yaşayan azınlık konumunda olacaklardır ve Kürtler izledikleri o yol haritasında hep örnek gösterdikleri gibi, Avrupa ülkelerinde gerçekleştirilen düzene itaati ortaya koymak zorundadırlar. Almanya germen ırkının devletidir, İngiltere İngiliz ırkının, Fransa … Biz büyük bir milletiz, hepimiz kardeşiz dedikçe Kürtler biz sizden değiliz kardeş de değiliz, bizim şu şu haklarımızı gasp ettiniz hadi bakalım geri verin diyorlarsa; benim memleketimin toprak bütünlüğünü, siyasal – sosyal sulhunu savunmamdan daha doğal ne olabilir?

Yazıma karşı çıkanlar, klasik dedikleri olasılıklara lütfen cevap versinler. Bu ülkede milliyetçiliği de faşizmi de Kürtler yapıyor. Geçen yazıda bahsettim. Benim soyum Oğuz Ata’ya dayanır. Farz edelim ki öyle değil, ben soyumu meşrebimi araştırıp ve bunu yapan insanlarla bir araya gelip benden gasp edilen hakları mı talep etmeliydim?

Şimdi de biraz hamaset yapalım!

Bu ülkenin sınırları kanla çizildi. Çizerken Kürt de vardı Çerkez de. Herkes birlikte yaşıyordu ve birlikte mücadele verdi memleketin kurtulması için. Kürt anneler de kaybetti evlatlarını, Kürt gelinlerin de gözü yaşlı kaldı.

Kürtlerin yoğun olduğu Adıyaman’ın Kahta ilçesinde birkaç sene evvel bir Kürt hacı amca, bana AKP’nin milleti birbirine düşüreceğinden bahsetmişti.

Kim daha çok Muhsin Başkan yaşasaydı ne yapardı’ya cevap verir, oyunumuzun adı bu.

Dilerseniz sitede bir anket açalım ve avama soralım, benim de içinde bulunduğum bu zümre; Muhsin Başkan yaşasaydı bu projeye ihanet projesi adını verir ve asla içerisinde yer almazdı, bunun milletimizi bölmekten öteye gidemeyecek bir girişim olduğunu savunurdu, derdi.

Başkan sağlığında kaza yapan Hadep’lileri ziyaret etmiş. Ne güzel, zaten insanlık da onu gerektirir. Efendim ben de, dağa çıkmaya niyetlenen, kolunda Che bilekliği taşıyan, koyu bir Kürtçü ile 6 ay aynı evde kaldım. Evin tamamı milliyetçi arkadaşlardan oluştuğu için, onu evden sepetleme fikri gündemden düşmüyordu. Allah ve kendisi de çok iyi biliyor ki, ona ben sahip çıktım. Onu anlamaya çalıştım, ona anlatmaya çalıştım. Beni Kürt düşmanı ilan edemeyeceğinizi belirtmek için bunları yazıyorum.

Sağduyulu herkes ile kucaklaşmak örfümüzdendir. Ama lütfen bana izah edin bu Türk problemini! Nedir Türkiye’den istenen, yetmeyen nedir?

Said Nursi de milliyetçidir, hem de en yoğun bir biçimde. Bunlar problem olmuyor da, benim üstelik ülkedeki hükümet tarafından ortaya konan bu anlam veremediğim proje karşısında sıkıntılarımı dile getirmem ne için resmi ideoloji ile bağdaştırılıyor?

Eğer din tabanında buluşacaksak, samimi olalım. Hani yıllarca Kürt kökenli İslamcıların tevil ettiği gibi dinde milliyetçilik yoktur diyelim. Hiçbirimiz hiçbir kavmin hakkından falan bahsetmeyelim. Bu ülkenin eşit birer ferdi olarak, bize eşit sunulan haklara dayanarak kardeşlik hukukumuzu yeniden inşa edelim. Bunu derken samimi olalım ama. Bir Türk milliyetçilik yapınca onu münafık ilan etmeden önce, ağzımızdan çıkan bağımsızlık cümlelerine dikkat edelim. Kim kimi esir etti? Bu sorunun cevabını bir düşünelim. Ülkeye on yıllarca Kürt problemi enjekte edildi ve bizim memleketimizin Kürtlükten başka derdi kalmadı. Güneydoğu’ya yatırım yapılmadıysa, bunun suçlusu Turgut Özal’dır. O yapmadıysa hesabını o kendilerinden olmadığınız Türklerden sormak, abes olacaktır.

Türkiye mozaik yapısını kaybediyor. Dün Fenerbahçe – Diyarbakırspor maçından sonra, Diyarbakırlı futbolseverler, polise taş ve sopalarla saldırdı. Karadeniz’de, Edirne’de olaylar çıktı. Allah sonumuzu hayretsin…

KategoriFikir Etiketler, ,

Kürdün Canı Can

Cumartesi, 29 Ağu 2009 Yorum yap

Kürdün Canı Can…

Kürt açılımı da nereden çıktı, diye düşündünüz mü hiç ?

Peki ya getirebileceği sonuçları ?

Güzel memleketimiz, rahmetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun da belirttiği gibi çok desenli bir kilim misali. Herkes eşit haklara sahip, herkese kanun önünde adil davranılıyor. Hiç kimse etnik kökeninden, inancından ve yaşayışından ötürü farklı muameleye tâbi tutulmuyor.

AKP Hükümeti’nin bir süredir farklı girişimlerle sürdürdüğü Kürt Açılımı,  bugün daha geniş bir satha yayılmış durumda. Bu açılıma göre, PKK’nın silah bırakması halinde Kürt kökenli vatandaşlara ve yaşadıkları bölgelere yönelik bir takım ‘ayrıcalıklar’ uygulanacak. Bu kadar mı? Değil tabi ki. Abdullah Öcalan’ın tecriti sona erecek, yanına birkaç mahkûm gönderilecek. Yurtdışındaki Kürt kökenli ve vatandaşlıktan çıkarılmış insanlar yeniden vatandaşlık hakkı elde edecekler. Köylere, yeni doğan çocuklara tamamen serbest bir biçimde Kürtçe isimler verilebilecek. Güneydoğu dağlarındaki ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazıları silinecek. Ve daha bir dizi yenilik!

Ayrıcalıklar dedim çünkü AKP Hükümeti Kürt kökenli vatandaşlara ısrarla imtiyaz tanımak için mücadele verdikçe, Türkiye’de etnik çözülme boy gösteriyor. Hatırlarsınız, Kürtçe kanal açıldıktan sonra Gürcüler ve Lazlar da kendi dillerinde kanal talebinde bulunmuşlardı.

Yukarıda bahsi geçen, hayata geçirilecek yenilikler için televizyon örneğinde olduğu gibi diğer etnik kökenli vatandaşların da benzer taleplerde bulunması normal olmaz mı ?

Öyleyse, Kuzeydoğu’daki köylerin isimleri Lazca, Kuzey’dekilerin Gürcüce, Doğu Anadolu’dakilerin ise Zazaca olsun. Sadece bu mu? Hayır. Çocukların isimleri, bu dillerde konulsun. O bölgelerde hayat bu diller üzerinden aksın. Kendi yerel televizyonlarında bu dilleri kullansınlar. Dükkân isimleri, hasta – doktor diyalogları…

Anlamadığım bir mesele var. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde, bir Türk ile bir Kürt hangi hakları eşit alamıyor? Kürt vatandaşlara tanınmak istenen bu ayrıcalıklar ne için?

Anayasa’nın 10. Maddesinde şu hükümler geçmektedir.

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

Herkes kanun önünde eşit. Ancak ikinci hükümde geçen, hiçbir kişiye, aileye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz maddesi bugün uygulanıyor mu? Hayır uygulanmıyor. Devlet bu eşitlik ilkesine uygun olarak hareket ediyor mu? Hayır etmiyor.

Problem Kürt kökenli vatandaşlarla değil. Yanlış anlaşılmasın. Ancak bu girişimlerin, bu milleti etnik çözülmeye götüreceği aşikârdır. İnsanlar kendi soy ağacını incelese, kim bilir atalarında ne çeşit etnik kökenden insan çıkacak. Ben bu ülkede dünyaya geldim, bu ülke benim vatanımdır. Bu ülkenin resmi dili Türkçe’dir. Bu memleketin her vatandaşı da Türk adını alır. Ülkenin kahir ekseriyeti, soy sop faslına girmeden ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ diyorsa, bu ülkenin ekmeğini yiyor, suyunu içiyorsa, her insanla eşit haklara tâbi tutuluyorsa; Kürt kökenli vatandaşlarımız da bir ayrıcalık beklememeli ya da onlar için bir imtiyaz faaliyetine girişilmemelidir.

Sıkıntılar bunlarla sınırlı değil. Hakkâri’deki gösteriler sırasında, Seyfi Turan isimli çocuğa zor kullanan polis; vali Muammer Türker’in emriyle anında açığa alındı. Artık bölgedeki eylemlerde cop v.b polis ekipmanları kullanılmayacak. Yani polis bundan sonra, bölücülük yapana değil; zam isteyene vuracak sopasını.

Başbakan, bugün (11 Ağustos) gerçekleşen AKP Grup Toplantısı’nda her zamanki edebî üslûbunu kullandı. O kadar içli anlattı ki yıllardır boş yere birbirimize(?) nasıl düşman olduğumuzu, birçok milletvekilini gözyaşlarına boğdu.

AKP Grup Toplantısı’nın ardından, katıldığı Iğdır mitinginde değerlendirmede bulunan DTP Eş Başkanı Emine Ayna, “ Kimse bu sürecin en önemli aktörlerini DTP üzerinden tasfiye etmeye kalkmasın. Buna izin vermeyiz. DTP ile görüşüp PKK’yı ve Sayın Öcalan’ı bunun dışında bırakma gibi bir oyun varsa bu oyuna gelmeyiz. Buna izin de vermeyiz. Bunun bilinmesini isteriz. ” sözlerini sarf etti.

Başbakan, aynı toplantıda bundan böyle Cudi Dağı’nda yeşerecek kardelenleri hep birlikte toplamaktan bahsetti. Unutmamalı ki, eğer bir gün Cudi Dağı’nda bir kardelen yeşerirse; o kardelen, hayatını o toprağa kanlarını dökmüş şehitlere borçlu olacak. Ve bu gidişle, şehitlerimizin katiline ‘saygısızlık’ yapamaz, Güneydoğu bölgelerinde oralar memleketimizmiş gibi gezemez hale geleceğiz.

Ya bütün bunlara sebep olacak olanlar ne olacak? 2. Atatürk ilan edilecekler!

KategoriFikir Etiketler, ,