Ana sayfa > Fikir > Hello Sunshine !

Hello Sunshine !

Salı, 03 Kas 2009 Yorum ekle Yorumlara git

Avrupa’da, 90’lı yılların başındaki bir magazin dergisinin kapağında, burkasını (başörtü) çıkaran bir Cezayirli kız elini kaldırmış ve Merhaba Günışığı diyor.  Bakü’de bir heykelin adı özgürlük heykeli ve heykeldeki figür, örtüsünü yırtan bir kadın.

Dayatmacılığın böylesi tarihte görülmemiş olsa gerek. Hep düşünürüm, insan hayatında gerçekleştirdiği fiillerin yüzde kaçını sorgulayarak, düşünerek ve bilinçli şekilde seçerek gerçekleştirir diye. Mesela sabah kalkarız, canımız dişimizi fırçalamak ister ya da istemez, ona göre bu fiili uygularız. Kim zorla bunu yaptırabilir bize ? Kimse.

Kapitalizm ise uyuşturan bir zehirdir. Kendimizi göklerde görmemizi sağlar, kendimizi mutlu hissetmemiz için her şeyi yapar, ama bizi eritir, toplumumuzu eritir, kültürümüzü eritir ve insanlık olgusunu da eritir. Tıpkı bugün hangi tarz yiyeceklerin güzel olduğunu bize ‘kabul ettirdiği’ gibi, ne şekilde giyinip neler yapacağımızın da belirleyicisi kapitalizmdir, eğer düşünmüyorsak.

Düşünüyorsak, zaten bizi sürekli rahatsız eden bunaltıcı baskıyı üzerimizde hissederiz. Derler ya,  şakinin şeytandan haberi olmaz diye, bizdeki de o şekilde bir kayboluştur aslında. Doğarız, büyürüz ve büyürken etkilere maruz kalırız. Duygularımız, fikirlerimiz, bakış açılarımız ve normlarımız hep bu etkilerin gölgesinde kalarak şekillenir. Kapitalizm bir şeye karar verir, o önce televizyonlarda gösterilir, güzel olarak. Sonra sokağa iner, insanlarda görmeye başlarız. Ardından buna alışırız ve bu artık normaldir. Bir süre sonra da, buna ters bir durum sergilemek abes olmaya başlar. Ve böylece, kitleler zihinlerini denize atmak suretiyle bir fiili benimsemiş olurlar.

Şimdi, dedik ya tersi abes olur diye. Bugün bir heykel dikelim ve adı özgürlük heykeli olsun, figürü de tesettürlü bir bayan ! Abes oldu mu ? Neden oldu ? Kim bizim yerimize karar veriyor, kim belirliyor fikirlerimizi bize danışmadan ve biz, buna hangi mantığa sığan bir şekilde müsaade edebiliyoruz ?

Burada mevzu, ne doğrudur ne yanlış mevzusu değil. Burada bahsi geçen şey, neyin doğru neyin yanlış olduğuna insanın kendisinin karar vermesi gerektiğidir. Ama etkiden kurtulmak ne mümkün ! Her yanımızı sarmış olan kapitalizmin balçıklarından kurtulup, zihnimizi harekete geçirebilmek pek kolay değil. Çevremiz, arkadaşlarımız, izlediklerimiz, dinlediklerimiz bize tekmil ağızdan bir şey söylüyorlar : Bu güzeldir, bu doğrudur, bu mantıklıdır. Bu etkiden kurtulmak için aşağılık kompleksimizin olmaması gerekir.

Şu örneği vermemin elzem olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de, siz topluluğun benimsediği, normal kabul ettiği ve artık tesettürsüzlük gibi bir halden hiçbir şekilde sıkıntı duymadığı ortamda eğer başınızı örtebiliyorsanız ve bu yaptığınız fiilde samimiyseniz siz bu noktada daha özgür bir insansınız.  Nasıl giyineceğinizi kendi fikirleriniz benimser. Dayatma var mı ? Kesinlikle yok. Hangi medya organı tesettürü çekici, güzel gösterir ? Hangi bilboardda tesettürlü olmakla ilgili cümleler geçer, hangi ünlüler tesettürlü olarak rol modellik üstlenir ? Öyleyse, böyle bir fiil samimi yapıldığı takdirde gerçekten de kişinin kendi iradesiyle, aklıyla, isteğiyle, bilerek yani bilinçli bir biçimde gerçekleştirdiği bir aksiyondur. Burada irdelediğim sadece fiildir. Sebebi, sonucu, doğrusu ya da yanlışı değil. Burada olan şey, eskiden normal olan ama artık ‘eskimiş’ kabul edilen, bu fiili gerçekleştirenlerin hala bazı lümpen kesimlerce ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü bir durumda tüm bu baskıcı unsurlara boyun eğmeden kendi iradesi, kendi seçimi ve kararıyla istediğini yapmasıdır kişinin. Bir düşünür şöyle diyor :

‘Ben eğer Müslüman olmasaydım ve sadece anti-emperyalist bir bayan olsaydım, başörtüsündeki dik duruş için, kapitalist dünyanın sömürüsü olmayı reddeden bir duruş olduğu için ve evet sırf bunun için yine başımı örterdim.’ Düşünmek, alabildiğine düşünmek işte böyle bir şey olsa gerek.

Buradan çıkacak sonuç da, toplum içinde ‘marjinal’ davranmak insanı özgürleştirir, değildir. Bahsi geçen konu, bizim toplumumuzun mihenk taşlarından biridir. Toplumumuzun evvel zamandaki normudur, kabul ettiği ve benimsediği bir durumdur. Hiçbir şekilde toplumda dayatılmayan, tesir unsuru olmayan, hatta kendisine yan gözle bakılan, hakkında antipati oluşmuş bir durumdur bu. Hani işte tam da kapitalist medyamızın dillendirdiği mahalle baskısı, budur.

Koluna dövme yaptıran hangi insana ters bakılır bugün ya da burnuna küpe takan hangi genç kıza ? Ters bakılabilir, her insanın düşüncesi aynı olmak zorunda değil ama bu ters bakış toplumsal bir baskı haline getirilemez. Kişilerin kendi zihninde kalır en fazla. Getirilebilir mi ? Siz bugün bir televizyon dizisinde burna küpe takmayı tenkit edin bakalım, ertesi gün gazetelerde ne yazacak. Ya da hangi gazete bikini giymeyi dalalet olarak lanse edebilir ? Böyle bir şey olamaz. Çünkü güç, kapitalizmindir. Bikini giymek de, burna küpe takmak da tesir için dayatılan ‘güzellikler’dendir. Toplum mühendisleri onların, medya onların, reklam sektörü onların ve her tür tesir aracı onların hükümranlığındadır. Onlar neyi güzel göstermek isterse o güzel olur, neyi gereksiz göstermek isterlerse de o gereksiz olur.

Buradaki çifte standarda bakalım. Tarafsız olarak ele alalım. TRT Genel Müdürü, resepsiyonda Hayrunnisa Hanım’ın elini sıkmadı ! Bu haber nasıl verildi ? Sürmanşetten bir şok belge edasıyla. Neden ? Çünkü bu çağda böyle bir şey olabilir mi, bu ne yobazlıktır, bu nasıl bir geri kafalılıktır yorumlarını insanlara entegre etmek için.

Gördük değil mi, biri bir fiil hakkındaki yorumu belirleyip, anında dayatıyor ve toplum da bunu benimsiyor. Şimdi tersinden bakalım, Türkiye çok farklı bir ülke olsun. Aynı resepsiyon, TRT Genel Müdürü Hayrunnisa Hanım’ın elini sıksın. Ve yine sürmanşetler, nasıl olur, nasıl sıkar, bu adam dinden habersiz mi, tarzı bir şey olabilir mi ? Olamaz. Olsa ne olur, kıyamet kopar.

Yazının başından beri, kapitalizmin dayattığı bakış açısı üzerine kıyaslama yaparak anlam üretmeye çalışıyorum. Maksadım ne doğrudur ne yanlış bunu tartışmak değil. Maksadım, gerçekten özgür düşünceyi hayata geçirmemiz için bu körebelikten kurtulmamızın gerektiğini söylemek.

Düşünce hayat kurar, hayat yıkar. Düşünce en güçlü varlıktır. Düşünmeyen insanın karakteri yoktur. Ve ne kadar kendimizi esir ettikçe, bizim yerimize düşünenlerin fikirlerine, biz kendimizden o kadar uzak olacağız.

Gerçekten düşünmek zorundayız. Düşünerek karar vermeliyiz. Bir insan bir işi yapacağı zaman, kendi şahsiyetinden başka her şeyi düşünüyorsa, çevreyi, başkalarının ne diyeceğini, o insanın kişiliği güçlü değildir.

Benzer Başlıklar:

KategoriFikir Etiketler, ,
  1. Şimdilik yorum yok
  1. Şimdilik geri bağlantı yok