Kendin Olarak Kalabilmek
“KENDİN OLARAK KALABİLMEK:
Dünyanın en zor savaşını vermek demektir…”(Edward Estlin Cummings)
Deniz kıyılarında tesettür mayolu bayanları gören bir takım elit sınıf mensupları, o insanlara adeta birer proletarya yığınlarıymışçasına bakarak ‘ Madem tesettürlüsünüz, ne diye denize giriyorsunuz ? ‘ sualini yöneltiyorlar. Bunu yapanlardan biri de emekli dindar Ahmet Hakan.
Öyle bir bakış ki bu, arka planını kurcaladıkça işin aslında ne kadar büyük bir paradoks ortaya koyduğunu görüyoruz. Bu gibi insanlar, kendilerini çağdaş düşüncenin bağrında serpilmeye bırakmış ve kendilerine sorsanız özgür iradeleriyle yaşayan ama aslına bakarsanız akıllarını kapitalizme mahkum etmiş birer esaret abideleridir.
Tesettüre çağdışı derken, savundukları tez şudur. ” Kadının vücudunu sergileme hürriyetine neden ve nasıl bir takım teolojik kurallar engel olabilir ! Böyle bir şey kabul edilebilir mi ? Bu kesinlikle özgür iradeyi ortadan kaldıran ve kadınları köleleştiren bir eylemdir. “
Kadınların vücudunu sergileme hürriyeti. Evet, pek tabii ki hürriyet dairesinde böyle bir maddenin de yer alması imkanlar dahilindedir. Ama şunu sorgulamak gerekir. Bu hürriyete sahip olan kadınlar özgürlük adına ve düşünerek, kendileri seçerek mi bu sonuca gidiyorlar ? Aslında onlar öyle zannediyorlar. İşin aslı başka türlü.
Bugün dünyada yaşayan hangi kadın düşünmüştür ben vücudumun bazı bölgelerini çıplak bırakarak kendimi daha özgür hissediyorum diye. Ama insanlar, bulundukları çevrenin sosyokültürel yapısına aykırı düşmekten utandıkları için, adına özgür irade dedikleri olguya sığınarak böyle bir yaşamı benimser ve zamanla alışırlar. Sorgulama ne zaman ve hangi aşamada var ? Hiçbir aşamada yok.
Bu meselenin aslında din ve maneviyat ile de çok ilgisi yok. Tamamen şahsiyet ile ilgisi var. Öyle ki, kendisini dindar olarak nitelemeyen bir arkadaşım, kız arkadaşı denize gidiyorum deyince ister istemez kafasında ‘ şimdi bikini giyecek ‘ düşüncesinin oluştuğunu ve bundan rahatsız olduğunu dile getirdi. Oysa kız arkadaşı, aman canım ne var orası deniz, herkes öyle orda cevabını veriyor.
Evet, orda herkes öyleyken kendisinin farklı bir kıyafet içinde bulunması elbette beklenemez. Çünkü o özgür biri. Kendisi düşünüp, tartıp, enine boyuna inceleyip aklı ile karar verdiği için bu tamamen onun hürriyeti sayılır.
Aslında, ben niye bikini giyiyorum sorusunun tek dayanağı herkes giyiyor olmayabilir de. Ben öyle beğeniyorum, bana o güzel geliyor, o daha rahat v.s gibi düşünceler de buna dayanak olabilir. Her ne olursa olsun, ama sorgulanır mı bunlar ?
Bana bu güzel geliyorsa, neden güzel geliyor ? Acaba medyada, çevrede despot bir şekilde karşıma çıktığı için bana güzel gösterilmiş olabilir mi ? Zorla gözüme sokulduğu, ve zamanla alışan insanların rahatlığı da içimdeki kararsızlığı yenmemde bana yardımcı olduğu için ben bunu beğeniyor olabilir miyim ?
Acaba burada bir adaletsizlik var mı diye düşünmek çok mu zordur ? Bikini güzel gösterilir, her yerde karşımıza çıkar ve norm halini alır. Çağın gereği oluverir. Öyle midir ? Buna kim karar vermiştir ? Örneğin, altın metali doğada az bulunan bir metaldir ve bundan ötürü çok kıymetlidir. Ama altın gibi doğada yine nadir bulunan ne var ki kıymeti olmayan pek çok metal vardır. Bunlar niye kıymetsizdir ? Altına kıymeti kim biçmiştir ?
İnsan, düşünen bir varlıktır. Düşündüğü, seçtiği, şahsiyeti olduğu için hayvandan farklıdır. Hayvanlar, çevresindekiler ne yaparsa onu yaparlar. Sürü psikolojisine sahiptirler. Yeri gelmişken, benzer insanlar mütedeyyin kesimi sürü psikolojisine sahip olmakla suçlarken, kendilerinin düştüğü çıkmaz işte budur. Onurlu olan, insanca olan, özgür irade ile seçmektir. Bize dayatılanları sorgulamak, şahsiyet filtremizden geçirerek kabul etmek ya da reddetmektir. Reddetmenin bedeli, sorgusuz kabul eden topluluklar içinde ayrı düşmek olsa bile.
Edward Estlin Cummings’in şu dizeleri, meselenin ciddiyetini ortaya koyuyor :
Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle,
Gece gündüz çalışan bir dünyada,
‘KENDİN OLARAK KALABİLMEK’,
Dünyanın en zor savaşını vermek demektir.
Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!
-
Aman canım, kim düşünecek bunları. Şahsiyet dediğin bir bikiniye mi kalmış. Orda da düşünmeden hareket etmiş oluverelim. Hem, hem herkes böyle…
Evet, herkes böyle olabilir. Herkes tesettür mayosu giymek zorunda da değildir elbette. Ancak, ona karar kılmış insanlar da hür şahsiyetleriyle hareket etmiştir. Dolayısıyla kimsenin bunu çağdışı, saçma v.s görme yetkisi yoktur. Çünkü çağdaşın ve saçma-mantıklının ne olduğunun cevabı da her kişiye göre değişmektedir. Bu nedenle filozofların ortaya attığı ve batı medeniyetinin bugün dünyaya sunduğu evrensel ahlak yasası denen şey de oldukça rölatiftir. Ve bir paradoks da şudur ki, teolojik kanunları dogma olarak niteleyenler, bu evrensel ahlak yasalarını sorgulamaktan imtina ederler.
Çağdışı olan şey şudur aslında. Bir bakış açısının genel geçer kabul edilmesi ve diğerine yaşam hakkı tanınmamasıdır. Neden Ahmet Hakan’ın ifadeleri çağdaşlığın gereği olsun ki ? Onlar sadece onun düşünceleridir ve işte, bana göre de istibdata kendisini kurban vermesinden başka bir şey değildir.
Tesettürlü insanların denize girme hakkı yok mudur yani ? Ya da denize girmek için gerekli olan şartlardan biri bikini sahibi olmak mıdır ? Bunlar, rasyonel düşünceler değildir.
O işi yapanın düşüncesine göre dünya direnme, ahiret dinlenme yurdudur. Dünya yaşamını dinlenme ve eğlenme yurduna dönüştüren konformistler hayata ihanet etmişlerdir. Ve, böylelerine göre de direniş delilikten başka bir şey değildir:
Bknz: çağdışı, ilkel, mürteci, yobaz v.s.
Öyleyse, bu muamele adaletsiz şekilde belli bir kesime reva görülüyorsa, hiç şüphesiz benim de kendi eylemlerinin amacını ve nedenini sorgulamayan insanları esaret içinde, sorgulayarak direnen ve ‘sürüye katılmayan ‘ insanları da daha şahsiyetli görmemde hiçbir sakınca olmayacaktır.