Olmadı Yavuz Bülent Bakiler

1783 tarihinde, Çeçenlerin Çarlık Rusya’nın işgaline karşı başlatmış olduğu direniş, bütün Kafkasya’ya yayıldı ve yüzyıllar sürecek bir mücadelenin kapısını aralamış oldu.

O günlerde Şeyh Mansur’un önderlik ettiği onurlu direniş, nice kahramanlar bıraktı geride. 1816’dan itibaren, Rusya’nın bugün de Çeçenistan üzerinde uyguladığı pasifize etme politikası başladı. Rus Çar’ı, Yermalov’u Kafkasya’ya komutan tayin etti ve Yermalov büyük bir ordu ile Kafkas halklarını katliama tabi tuttu…

1834 senesinde, İmam Şamil adında bir yıldız öne geçti. Rus Çarlığı’nın amansız saldırılarına karşı o zaman da bir avuç olan bu yiğit Kafkas halkları, “Millî Azadlık Cihadı” olarak adlandırılan ve tam yirmi beş yıl süren mücadelenin ardından 1865’te Rusya’nın uyguladığı sömürge rejimi nedeniyle Anadolu’ya göçler başladı…

1918’de, aralıksız devam eden savaşların ardından Çeçenler Kuzey Kafkasya Emirliği’ni ilan ettiler. Bundan üç yıl sonra komünistler Kuzey Kafkasya’yı yeniden işgal etti ve sıkıyönetim uygulamaya başladılar…

Çeçenler, öyle asil bir millet ki… Ruslar ne zaman işgale yeltense, sömürge düzenine geçse, kukla devlet kursa, her zaman direnişe devam ettiler; ta ki tam bağımsız ve özgür topraklarını elde edinceye kadar. Ruslar anlaşma yapmak zorunda kaldı, sonra tekrar işgale yeltendiler. 1944’de, Çeçenlerle birlikte Kırım, Karaçay, Balkar ve Ahıska Türkleri de Stalin tarafından Sibirya tepelerine sürgün edildi…

Cevher Dudaev, Emir Hattab, Arslan Mashadov, Şamil Basaev, Abdulhalim Sadullaev, Dokka Umarov… Çeçen millî mücadele tarihi böyle yiğitlerin isminde sembolleşmiş kararlı bir duruştur.

Ne acı ki, Osmanlı’dan bu yana kaynaşmış, kardeş olmuş olan Türk ve Çeçen milleti bugün politikaların gölgesinde ayrıştırılmaya çalışılmakta. Çok uzak değil, hatırlayalım. Çeçen komutanı Rusya’ya teslim etmek isteyen Dışişleri Bakanlığı, Alperenlerin yoğun tepkisiyle karşılaşmıştı. KGB ise Türkiye’deki Çeçen mültecilere bir bir suikast uygulamaya devam ediyor.

Bunlar belki de diplomaside ‘alışılagelmiş’ durumlar. Ama son zamanlarda işbirlikçi, kukla Çeçen Devlet Başkanı Ramazan Kadirov’un, Türkiye’den içlerinde bizleri de yakından ilgilendiren isimlerin bulunduğu heyetleri ülkesine davet etmesi ve yurda dönen heyetin gazete köşelerinde verdikleri demeçler, hiç de hareketimizce alışık olduğumuz durumlar değil.

Ramazan Kadirov, Türk toplumuna kendisini sempatik göstermeye çalışıyor ve üzücü olan şu ki, bu çaba da Kadirov’un Truva atı olmaya yeltenen isimlerin arasında gözümüze başta Seyfullah Türksoy olmak üzere Yavuz Bülent Bakiler de çarpıyor.

Kadirov, uluslararası insan hakları örgütlerinin de raporlarında yer aldığı şekliyle, gasp, tecavüz ve işkence gibi sayısız suçun failidir. Göreve geldiği yıllarda, milis güçleriyle birlikte Çeçenistan’ın para kaynağı olan tüm bölgelerinde hâkimiyet kurmuş ve ondan izinsiz kimsenin ticaret yapmasına imkan vermemiş bir insandır. 5 Nisan 2007’de Putin tarafından Çeçenistan Devlet Başkanı olarak atanan Kadirov, Moskova’daki bir saunada Rus kadınlarla nâhoş hâllerde görüntülenmiş, halkı sefalet içinde yaşarken kendi garajındaki ultra lüks 12 otomobilini sergilemekten çekinmeyen arsız bir işbirlikçidir.

Rusya, işin kolayına kaçarak görevi bir nevî Kadirov’a devretmiştir. Bugün Çeçen direnişçiler, Rus askerlerden çok işbirlikçi Kadirov’un milisleriyle çarpışmakta.

Bu mücahidlere karşı operasyon düzenlemekten ibaret olan devlet başkanlığı koltuğundaki Kadirov ise, Çeçenya’da iki yüz otuz bin  masumun katlinden sorumlu Rusya Başbakanı Vladimir Putin’e “O olmasaydı, Çeçenya olmayacaktı, halkımızı kurtardı, minnettarım“, “Hayatımı Putin’e borçluyum, bunu asla unutmayacağım, unutursam adam değilim“, “Ben Putin’in piyadesiyim ve her emrini yerine getirmeye devam edeceğim” şeklinde açıklamalar yapıyor.

İdealizmin katıksız öncüleri olan Çeçen direnişçiler, ümitsizliğe düşmeden ailelerinden, sıcak evlerinden ve rahat hayatlarından vazgeçip bağımsız ve onurlu bir hayat için mücadele veriyorlar. Orta Asya’yı, Kafkaslar’ı ve bütün Türk-İslâm dünyasını bizden çok daha iyi tanıyan ülkücü ağabeyimiz Yavuz Bülent Bakiler, bakın bu Kadirov hakkında neler diyor :

“Son Çeçen-Rus savaşında, Çeçenler dört yüz bin kişi kaybettiler. Çeçenistan’da âdeta taş üstünde taş kalmadı. Fakat bugünkü Çeçenistan, akıllı, bilgili, cesaretli ve mü’min Cumhurbaşkanları Ramazan Kadirov’un gayretleriyle yeniden canlı, güzel, temiz ve yiğit bir yüzle karşımıza çıkıyor.”

Yazısında övgüler yağdırdığı Seyfullah Türksoy ise, Kadirov’dan öyle bir bahsediyor ki kafanızda canlanan resim; bir elinde Kur’an bir elinde tesbih, başında takkesi ile haşyetten yürüyemeyecek dereceye gelmiş bir evliya olacak sanki!..

Bugün Çeçen milleti, Rusya’dan korkmadığı kadar Kadirov’dan korkuyor. Çeçenlerin kendisine ‘Kâfirov’ dediği bir insandan bahsediyoruz. Sekiz bini aşkın askerî gücüyle Çeçenleri baskı altında tutan, direnişçilere göz açtırmayan bir hainin ismi Kadirov.

Pisliğe bulaşmamış, dinamizmini kaybetmemiş, oportünizme yenik düşmemiş ve bugün böylesi nadir görülen iman dolu bir harekete ihanettir bu sözler. Çeçenistan’ı güllük gülistanlık göstermek, mücahidleri bozguncular olarak adlandırmak, hele Kadirov’u mümin sıfatıyla lanse etmek, cesaret isteyen bir ihanettir üstelik.

Kadirov, Rusya’dan sonuna kadar aldığı para yardımlarıyla, Çeçenistan’ı dış dünyaya iyice kapatmaya çalışmakta. Kendi hükümranlığındaki kukla devleti güzel göstererek, direnişe darbe vurmayı amaçlamaktadır. Hem Çeçen milletini hem de Çeçenlere muhabbet besleyen Türk milletini, kamuoyu oluşturarak farklı düşündürmeye itmektedir.

Seyfullah Türksoy ve Yavuz Bülent Bakiler, bir de Grozni dağlarındaki mücahidlere ziyaret düzenlesinler. Onların kartal yuvasını andıran evleri yoktur. Noel günü Moskova’nın en büyük ağacını da süsleyemez onlar. Garajlarında onlarca lüks otomobil olmayabilir, ama eminim Yavuz Bey’in göreceği yüzler, Kadirov’da görüldüğü söylenen mümin simâsından kat be kat aydınlık ve nur dolu simâlar olacaktır…

Yorum Yapın

Mesajınız