Çocukluğuma Verin
Bilemedim, üzgünüm.
Rüzgârlara gerdim göğsümü çekinmeden, üstelik sırtımı dayadığım dağlarımdan esen… Umut yelkenlerime hayat veren rüzgârlara gerdim göğsümü hiç düşünmeden. Üzgünüm, çocukluğuma verin.
Bilemedim. Ne varacağım bir liman hâyâl ettim, ne çarşaf gibi olsun dedim deniz için. Ben dalgalara atıldım yüreğimle, yüreğimle savruldum, yüreğimle boğuldum. Ölsem ne gâm, ölemedim.
Ve bî-vefa dünya. Suçluydum her kıyıya vurduğumda. Oysa ben göğsümü çekinmeden…
Aşkın kanatları ipekten. Ve ağır geldi taşımak, benim çelik gövdemi. İçim ummandı oysa, hazan bahçesiydi, dört bir yanında elem. Ağır geldi taşımak, aşkın kanatları ipekten…
Yorgun, yılgın, çaresiz bir sondu her başa götüren. Dünya döndü, ay döndü, gece ile gündüz döndü. Ruhuma ilmik ilmik işlediğim her sancıyı güneş de gördü. Ben sevmekten başkasına kapamıştım gözlerimi. Üzgünüm, çocukluğuma verin.
Uyanmadığım rüyam olmadı. Hiçbir sevinci yarım bırakmadı keder. Belki de kader, sağanak hüzünlerimden kaçarken tutulduğum doluydu.
Siz, yine de çocukluğuma verin…
6 Nisan 2010