Öz Yurdunda Garipsin, Öz Vatanında Parya
PKK, Türkiye’nin son 30 yılında değişmeyen gündem maddesi olmayı başarmış bir terör örgütü. Binlerce şehit vermemize sebep olmuş, siyasallaşıp meclise girmiş ve bu otuz senede insanı hayrete düşüren başarılara(!) imza atmış bir oluşum.
Şöyle ki, insanların kendi boğazlarından keserek büyüttükleri evlatlarını birer birer acımadan şehit eden bir örgüt, bugün Türkiye’de dengeleri belirleme gücüne sahip.
Peki bu noktaya nasıl gelindi, kendisinde miydi bu güç PKK’nın ? Tabi ki kendisinde değildi. Bir avuç çapulcu bir ülkenin politikalarına nasıl nüfuz edebilirdi ki ? Elbette ki dış güçlerin yoğun desteği yadsınamaz bir gerçekti. Peki ya Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne güne duruyordu, ne yapıyordu ?
Apo’nun yakalanması, bu resmin kırılma noktasıydı. Milyonlarca anne baba evlatlarının, yetim kalan çocuklar babalarının, kadınlar eşlerinin hesabının sorulacağı ümidiyle sevince boğuldu birden. Apo denen bölücü başı idam edilecek, örgüt dağılacak ve bu terör son bulacaktı.
Çünkü o zamana kadar hep öyle olmuştu. Cumhuriyetin ilk yılından o zamana kadar Türkiye hep İngiltere, Rusya, Ermenistan ve İran destekli Kürt isyanlarıyla boğuşmuştu. Kürt Teali Cemiyeti kapatılmıştı. Kürt İstiklal Komitesi kapatılmıştı. Azadî Cemiyeti kapatılmıştı. İngilizlerin desteklediği Nasturi İsyanı, 28 Eylül 1924′de çok sert bir şekilde bastırılmıştı. Şeyh Sait isyanı idam neticesiyle bastırılmıştı. Ağrı İsyanı bastırılmıştı. Dersim İsyanı 11 idam ile neticelendirilmişti.
Ancak böyle olmadı. Dönemin koalisyon hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bildirisine uyarak uluslar arası ilişkileri zedelememek için(!) idamdan vazgeçti. İşte kırılma noktası buydu aslında…
Ardından hep taviz siyaseti izlendi Türkiye’de. İnsan hakları Apo ve Kürt bölücüler için var, şehitler için yoktu artık. 1 Ağustos 2002 tarihinde, meclisteki olağanüstü toplantılar neticesinde idam cezası kaldırıldı. DSP, ANAP, DYP, SP, AKP ve YTP milletvekilleri ittifak halinde idamı kaldırdılar. Artık Apo için İmralı Resort’da beş yıldızlı bir hayat ve Kürtçü siyasetçiler için görülecek güzel günler vardı.
Şehitlerin ailesi bakan olamadı hiçbir zaman. Dev holding sahipleri de olamadılar. Yani, sahte çürük raporu alacak imkânları olmadı onların. Hoş, olsa da dağ gibi yürekleri buna razı gelmezdi ya… Yurtdışında yaşayamadılar, dolayısıyla bir bedel karşılığı müze misali gezemediler kışlada. Onlar mayına bastı, kurşun yedi, şehit oldu! Ve onları şehit eden elleri kıramayanlar, onları şehit edenleri cezalandıracak yasayı kaldırmayı tercih ettiler. Evet, idam kaldırılmıştı.
İdam kaldırıldığında şehit ailelerinin, gazilerin yüreği sızladı. Bölücüler ise bayram etti.
‘Sıka sıka kaldıracaklar’ dediler.
Karşılıklı beyaz güvercin uçurma şenliklerinde, jest olarak eski DEP’liler serbest bırakıldı. Şehitlerin kemikleri sızladı, bölücüler bayram etti.
‘Sıka sıka bırakacaklar’ dediler.
Recep Tayyip Erdoğan şehitler için ‘kelle‘ dedi. Analar ağladı, bölücüler gülüp eğlendi. Apo’ya hitap ederken ‘sayın’ demeyi ihmal etmediğinde,
‘Sıka sıka diyecek’ dediler.
Devlet eliyle sadece bir zümreye hitap eden Kürtçe Kanal kuruldu. Ayrışma devlet eliyle körüklendi, resmileştirildi. Boşnak kökenli Türk şehit ailesi bunu sineye çekti. Bölücüler ise,
‘Sıka sıka kuracaklar’ dediler.
34 PKK’lıya dağdan inişte sorgusuz sualsiz kefaret tahsis edildi. Bayram gibi kutlama yapıldı. Her birine iş sözü verildi yine devlet tarafından. Şehit ailelerinin öfkeleri hududa vardı. Bölücüler ise zil takıp oynadı hep birlikte.
Yap dendi yapıldı. Emir büyük yerdendi ne de olsa. Millete vekalet etmeden önce namusu ve şerefi üzerine yemin edenler, yeminlerinde şunları söylüyorlardı ‘ …Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma… Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.‘
Anayasa’da ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şu özelliklerinden bahsediliyordu tam da bu sıralarda…
II. Cumhuriyetin Nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik, ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin Bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı «İstiklal Marşı» dır.
Başkenti Ankara’dır.
–
Onlar antlarına olan sadakatlerini gösterdiler. Amerika kızmasın, Avrupa bağırmasın, İsrail ne der diye diye milletin yerine bu dış güçleri koydular. Milletin feryadına kulak kapatıp, büyük patronların emirlerine amade bir vaziyette beklediler.
Neticede öz yurdunda garip kaldı Mehmetler, öz vatanlarında parya oldular. Vatan bölünmesin diye şehit düşmüşlerdi oysa…
Vatan… Bir milletin bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı toprak parçası.
Türkiye ve bağımsızlık, yok artık daha neler…
Benzer Başlıklar:
- Şeytan’a Ketum Olmak
- Yirmi Dört Şehit Kaç Gün Eder?
- Özlemiştik Fazıl Say’ı
- ” Darbe Karşıtıyız ” , Hadi Canım !
- Tak Tak Tak, Kim O ? Takiyye Ben…