
Necip Fazıl Kısakürek.. Cumhuriyet devrinin azametli şâiri. İstanbul beyefendisi, mütefekkir, aksiyoner, dâvâ adamı..
O’nun için sıralanabilecek sayfalarca sıfat var, şüphesiz. İlk gençliğimizde tanıma şerefine nail olduğumuz Necip Fazıl, okuru kendisine hayran bırakan üslûbuyla donduruyor önce. O kadar kararlı, o kadar emin ki her ifadesinde, kaçınılmaz bir tecessüse sebep oluyor ardından. Ve şairler sultanının sihirli kelimeleri kova kova su çarpıyor dünyanın sarhoşluğuna. Uyandırıyor bizi ve uyutmuyor bir daha.
Şâir, romancı, hikâyeci, piyes yazarı Necip Fazıl. 26 Mayıs 1904′te Çemberlitaş’ta başlayan ve ardından Paris’e kadar uzanan sıra dışı bir hayatın sahibi. Çok genç yaşta yazdığı şiirlerin Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan ders kitaplarına konması, istidâtının ayinesi oldu adeta. Hızlı bir hayat, arayışlar.. Şöhret basamaklarını hızlıca tırmanan Necip Fazıl, otuzlu yaşlarında edebiyat çevrelerince üstâd olarak anılmaya başladı. Ve işte tam da, o otuzlu yaşlardı, onu aslî manada üstâdlığa götürecek hadisenin vuku bulması.
Beyoğlu Ağa Camii’nde, Abdülhakim Arvasi ile tanışması, 1934 senesine tekabül ediyor. Ve daha sonra yaşadığı hayatında, bu geride bıraktığı otuz seneyi şöyle özetliyor üstâd :
“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum…”
Sonrası bir solukluk ara dâhi vermeden hakikat uğruna süren koşuşturmaca.. Necip Fazıl, Abdülhakim Arvasi’nin dizinin dibinden ayrılmayarak o muhteşem tekamülü gerçekleştirdi. İlahi bir armağan gibi küçüklüğünden beri üzerinde taşıdığı edebî kabiliyetini o günden sonra sapmaz bir ahlâk anlayışının hizmetine adadı. Ve geçmişi bir kalemde silmek, terk etmek Necip Fazıl için güç olmak bir yana, o sırada yegâne onur kaynağı olmuştu.
Necip Fazıl, tahtadan seccadesinin secdesinde eriştiği yumuşaklığı kuş tüyü yastıklarda bulamayan insandı.
Bir Adam Yaratmak piyesiyle, Türk piyesinin en güçlü örneklerinden birini sundu. İsmet İnönü ve tek parti zihniyetinin dönemin en güçlü muhaliflerinden birisi olan Necip Fazıl, Büyük Doğu hareketinin tohumu sayılan Büyük Doğu dergilerinde kaleme aldığı yazılardan ötürü sık sık hapis cezasına çarptırıldı. Cinnet Mustatili‘nde hapishane anılarını anlatmıştır.
O ve Ben‘de, Abdülhakim Arvasi örneğiyle bir müridin mürşidine olan bağlılığı ve hakikati arayışında nasıl bir yol izlediği en sıcak ve samimi bir his uyandıracak biçimde işlenmiştir. Ve hatta neticesi itibâriyle olması gerekeni ortaya koyan, üstâdın kendi deyimiyle ‘başyapıt’ıdır.
Sahte Kahramanlar, Türkiye’nin Manzarası, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar kitaplarında da yakın tarihin saklı kalmış gerçeklerini irdeleyen, varabildiği her hakikati çekinmeden okuruyla paylaşan Necip Fazıl, resmi ideoloji dayatmalarının yoğun bir biçimde etkilediği, pasifize ettiği toplumda bir meşale yakmaya çalışmıştı var gücüyle.
Aynadaki Yalan, üstâdın bir nevi otobiyografisi şeklinde ortaya çıkan değerli bir romanı. Bohem bir hayatın ardından, önce sezişler ve sonra tecessüsle aralanan hakikat kapısı..
İdeolocya Örgüsü, başlı başına bir ideologun kaleminden çıkmış eşsiz eser. Üstâd Necip Fazıl, Anadoluluk ve o vazgeçilemez Maraş Ruhu ile ördüğü fikir dünyasında sarsılmaz nesiller yetiştirmek adına bildiği tüm hakikati haykırırcasına aktarmış okuruna. Artık ak pak saç ve sakalların sahibi Necip Fazıl, yer yer evladı için endişelenen şefkatli bir baba olmuştur bu kitapta.
Daha sayısız kitap, sayısız kelâm bıraktı üstâd gök kubbede. İnandığı fikrin peşinden gitti ardına bakmadan. Hangi birinden bahsedilir, nasıl sığar böyle koca bir dünya küçücük kağıtlara..
Şâir Yaşar Nâbi Nayır, üstâd için ” bir mısrası Türk milletini ihyâ etmeye yeter ” diyerek mevzûyu özetlemiştir aslında.
Çok şey yazılabilir, yazılmıştır da üstâd için. Hiçbiri kâfi gelmeyecektir O’nu anlamaya. O’nun kemâlini anlatan sözler yine kendi sözleridir o yüzden..
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..