Akşam
Penceresi ağzını usulca açmış odamın içinde sokaktaki vefâlı lambanın sarı loş ışığıyla aydınlanıyor dünyam. Her akşam gün kararınca yakıyorum sokaktaki bu lambayı. Sabaha kadar birbirimizi seyrediyoruz. Evet o bir dost, o bir yoldaş bana. Ev aslında bir dostlar meclisi. Yastık bağrına basar hüznümü ve aslında büründüğüm çaresizliktir aynı zamanda. Pencere hele, öyle dilbaz ki, başım omuzlarıma ağır geldiğinde uzanır onunla konuşurum. Sık olur bu. Bana pek güzel şeyler söylemese de, dinlerim dikkatle.
Sirenlerden kapı otomatiklerine, çocuklarını eve çağıran annelerden balkonda çekirdek çitleyenlere kadar her şeyi anlatır bana. Bir keresinde tam sekiz defa üst üste aynı tonda kahkaha atan bir kadından bahsetti. Garipti gerçekten. En çok, çağa ayak uydurmaktan aciz külüstür arabaların inlemelerini heyecanla dinliyorum. Hala bizden birilerinin olması ne iyi…
O anlatır, sesler renge bürünür zihnimde. Görmem olayları, bilmem failleri ama tanırım seslerinden. Onunla bir olur kıyısında dururum hayatın. Sabaha kadar böyle sürer muhabbetimiz. Gün ağarmadan bir teyzeden bahseder, camının pervazlarına ekmek kırıntıları serpen. Sonra güvercinler üşüşür, onlar olduğunu kanat çırpışlarından anlarım.
Ve sarı sokak lambası.. Onunla beraber büyüdüm. Akşam gelince el etek çektim dünyadan. Aklıma kartpostal gibi asılı kaldı sarı loş ışık yıllarca. Halamın odasında, dedemin odasında hep aynı ışıktı bana bakan. Hep yarım, hep eksik. Gençliğime süt veren her hatıranın bir kıyısında o da vardı. Ve ben florasanları hiç sevemedim.
Yine bir akşam geceye uzuyor. Her akşam ve her gece aslında aynı şeyler oluyor. Sirenler, kahkahalar, bağrışmalar olmasa da, akşam içimde yaşıyor tüm azametiyle. Pencerem ketum olsa, lambamı üflese biri, yine de tükenmeyecek bu ihtişam. Sanırım, hiç bitmeyecek zihnimde akşam…
31 Mayıs 2010
Benzer Başlıklar:



“yine de tükenmeyecek bu ihtişam. Sanırım, hiç bitmeyecek zihnimde akşam…”
Muhteşem, muhteşem…
Yazının tümü çok güzel ama bu satır bir neşîde güzelliğinde…En eski mısrası bu son cümle olmak üzere, neşideler neşidesi bir şiire inkîlabını dilerim bu yazının…
Safiye Rıza
çöker loş ışıklarına firkat, susar efgân,
gecenin en şedît demlerine uzanır akşam.
“yine de tükenmeyecek bu ihtişam,
sanırım, hiç bitmeyecek zihnimde akşam…”
birisi şiire inkılâbını dilemiş bu güzel cümlenin; al-hak doğru. garip kalmasın hiç olmazsa bir dörtlük olarak yaşasın…
cem ohrili
Sn. Cem Ohrili’ye…
“Birisi” diye atıfta bulunmanız, şairâne yorumunuza yakışmamış doğrusu…
Safiye Rıza
Sn. Safiye Rıza’ya..
Evet.. çok mahçûp oldum; affınıza ilticâ ederim…
çöker loş ışıklarına firkat, susar efgân,
gecenin en şedît demlerine uzanır akşam.
“yine de tükenmeyecek bu ihtişam,
sanırım, hiç bitmeyecek zihnimde akşam…”
Sn. Safiye Rıza,
“Akşam” ser-levhalı deneme yazısının lâtif uslûbunu “bir neşîde güzelliğinde” tasviriyle taçlandırmış ve bir şiire inkılâbını dilemiş…
“Her kelâm semâda uçuşur” der eskiler, “yine de tükenmeyecek bu ihtişam, sanırım, hiç bitmeyecek zihnimde akşam…” bir kanadıysa eğer uçuşacak, “çöker loş ışıklarına firkat, susar efgân, gecenin en şedît demlerine uzanır akşam” beyti de diğer kanadı olsun o vakit.. ve uçuşsun semâda haşre kadar… Kim bilir, bize meçhûl, lâkin Allahâ âyân; belki iki beytin sâhibinin gönlüne konar o büyük günde ve buluşturur mahşerde!..
Estağfirullah Cem Bey, affetmek Allah’a mahsus..Hepimiz O’na ilticâ edelim…
Safiye Rıza