Ana sayfa > Fikir > Tak Tak Tak, Kim O ? Takiyye Ben…

Tak Tak Tak, Kim O ? Takiyye Ben…

Pazar, 06 Haz 2010 Yorum ekle Yorumlara git

Dünya son iki haftada çok yoğun bir gündemi paylaşıyor.. Gazze ablukasını delmek için yola çıkan sivil gemilere İsrail donanmasının uyguladığı katliam. Bu çokça konuşuldu, vicdân sahipleri kınadı, devletler İsrail’in umursamadığı ufak tefek yaptırımlar uyguladı, vesaire…

Tüm dünyada politikacılar, insan hakları savunucuları bu konu üzerinde görüş belirtti. İsrail’in hukuk tanımazlığını, dünyaya meydan okumasını kabul edilemez telakki ettiler.

Biz, olayların başladığı andan itibaren, yani o gece yarısından, yani tüm bakanlar, milletvekilleri, ajans sahipleri uykudayken bile yüreklerimizi kardeşlerimizle kenetlemiş, gözümüzü ekrandan ayırmıyorduk. Çünkü bu küçük bir iş değildi, İsrail’in sınır tanımazlığına, silahsız insanların insanlık adına başkaldırışıydı.

İsrail’in gemiye kanlı baskınının ardından sekiz saat geçmişti ki, nihayet Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına bir açıklama, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan geldi. Birinci hançer etkisi buydu yüreklerde. Bizim vekillerimiz geldikleri ekoller sebebiyle edip özelliğine sahipler. Kelimelere rengarenk kanatlar takıyorlar. Ama hepsi burada kalıyor. Bülent Arınç, devlet adına yaptığı açıklamasında mağlubiyetimizi gözler önüne serdi. Devlet, “İsrail’den en kısa zamanda esir ettiği insanları geri vermesini bekliyoruz” dedi.

Ardından Başbakan çıktı sahneye. Şu kadar dile çevrilen 45dk. süren grup toplantısı konuşmasında yine oldukça sertti. İsrail’i suçladı, terör devleti olarak tanımladı. Ama yaptırımdan bahsetmedi. İsrail’le halen devam eden askeri-ekonomik ve siyasi işbirliklerini süresiz askıya almaktan bile bahsedemedi. Sadece eskisi gibi olmaz dendi ve geçildi. İkinci hançer darbesi buydu.

Aslında en dürüstleri Ahmet Davutoğlu olmalı, kötünün iyisi bir tavrı o koyabildi ortaya. Mühlet verdi İsrail’e. Uyulmasa ne olurdu orayı bilemiyoruz, tabi.

Olayların ikinci günüydü, Fethullah Gülen gemide hayatını yitirenler için bir taziye mesajı yayınladı. Hocaefendi toplumsal meselelerde pek fikir beyan etmiyor, genelde ölüm vakalarında taziye mesajları ile gündemine geliyor kamuoyunun. Bu kez farklıydı ama, bu sadece taziye ile geçiştirilebilecek bir olay değil diyorduk ki, çok geçmeden bir açıklama geldi.

Hocaefendi, açıklamasında şöyle diyordu : “İHH’nın İsrail’den izin almaması, otoriteye başkaldırıdır. İHH’nın politik bir yönü olup olmaması konusunda da bir şey diyemeyeceğim..”

Fethullah Gülen’in bu açıklamaları, üçüncü hançeri vurdu yüreklere. Bülent Yıldırım sert tepki gösterdi, umarım doğru değildir dedi bu açıklamalar için. Ne var ki, doğruydu.

Birlik beraberliğimiz bozulmasın diye sineye çekti çoğu vicdân sahibi. Tıpkı uluslar arası dengeleri gözetmek adına İsrail’e hesap soramamaktaki tavır gibi, elimiz kolumuz bağlı kaldık. Toplumun kanaat önderiydi O, öyle lanse ediliyordu. Bir bildiği vardır şüphesiz, diyemedik daha fazla…

Hakan Albayrak, olayların üstüne “Dünya artık aynı dünya olmayacaktır” demişti. Dünyanın siyasi yapısını nasıl etkiler bilemem ama, her insan, her vicdân bir sınav veriyor bu süreçte. Artık bardak taşmış olmalı ki, otoriteye itaat kaygısından sıyrılıyor vicdânlar birer birer.

Hocaefendi’nin, gariptir, bir otorite sevdası var. 12 Eylül darbesinde, darbeci Kenan Evren ve askerlerini “son karakolun kahraman bekçileri” olarak tanımlaması, darbe için “Türk’ün zafer hanesinde en mualla yeri işgal edecektir” demesi ve “Bu zafere selam duruyor, yiğit Mehmetçiğe teşekkür ediyorum” sözlerini söyleyebilmiş olması, nasıl ki o zaman “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganını kendine yol edinmiş ülkücü nesli sırtından hançerlemişse, 28 Şubat’ta devlet otoritesine angaje olma çabasının ürünü olarak Erbakan hükümetine “Beceremediniz, çekilin” demesi yine ve bir kez daha müslümanları sükut-u hayale uğratmıştı.

Şimdi, aynı döngünün devam ettiğini görüyoruz. Ve artık, isyan kertesine gelen insanlar, sorgulamaktan kaçamıyorlar.

Bülent Arınç değil miydi ki, Erbakan da gitse bizim yerimiz hep Milli Görüş’tür diyen.. Artık, ortaya konan iş nispetinde rağbet edilebilecek tüm insanlara, zaman gösterdi ki sözler hakikati yansıtmıyor. Mesela Başbakan önce Yahudi örgütlerinden aldığı Üstün Hizmet madalyalarını iade etmeli. Sonra biz diyeceğiz ki, Başbakan samimi, dürüst, sözünün eri..

Ve, Hocaefendi değil miydi ki, İzmir vaazlarında şu cümleleri kuran :

“…Allah’ın mescidi işgal edildi… Ümmetin ilk kıblesi işgal edildi… Bu işgale karşı durmayanı Allah kahretsin. Bu işgali protesto etmeyeni Allah kahretsin… Gözlerinizden okuduğum inanca dayanarak, Allah’a and olsun ki, Amerikan küfrüne karşı var gücümüzle savaşacağız…”

Biz Fethullah Gülen’i böyle tanımış, böyle dinlemiştik büyüklerimizden. Yine bir İzmir vaazında, Azerbaycan işgalini anlatıyordu, o anlatımı, o ses tonu, o gözyaşları… “Haberleri dinlerken iki büklümüm, insanların çığlıklarını duydum, oldum dört büklüm” ifadeleri yüreğimize işledi seneler sonra izlediğimizde. Gözyaşı medeniyetine inanmıştık.

Takiyye deniyor şimdi. Duygusal, hamasi çıkışlarımız “Bu işler böyle olmuyor” tokadı yiyor bir bir. Zafere giden yolda her şey mübah kabul ediliyor. Bunun için mi gömlek değiştiriyor insanlar, bunun için mi baş ayrı ayak ayrı oynuyor..

Hocaefendi bir röportajda, takiyyenin Sünni gelenekte yeri olmadığını ve kendisinin her yönüyle tam bir Sünni olduğunu belirtiyor. O zaman bu açıklamalar ne anlama gelmeli, Allah’ın, erezyonu sadece toprak için yaratmamış olduğunu mu düşünmeliyiz, yoksa bu da mı takiyye, takiyyenin takiyyesi mi…

Öyle girift, öyle havasız, öyle soğuk ve hissiz ki bu tavır.. İnsan vicdânının inanabileceği herhangi bir zafere böyle gidilememeli. Bu şekilde varılan nokta zafer addedilemez. İHH’yı politik olmakla suçlamak, abes bir ifade değil mi ? Politikanın kitabını yazıyor bu tutumların sahipleri…

Değil mi ? Mahzun gönüllerimiz Ebu Zerr duruşunun hasretini çekmekte. Siyasetin kirli ve kalpsiz yollarına ümit bağlamak vazifesinden istifa ediyoruz yaşadıkça… İhanete ortak olmuş kalplerin, riyaya bulanmış dillerin ne adına olursa olsun, hayra götürebileceğine olan inancımız vuruluyor her defasında… Ağır geliyor, midemiz almıyor bu görüntüyü.

-

Cuma günü Filistin’de, hutbeyi okuyan seçilmiş Hamas hükümetinin devlet başkanı İsmail Haniyye’nin arkasında büyük bir Türk bayrağı vardı. Hocaefendi’yi tanıdığımızda İslam ile bütünleşmiş yekpâre Türk milletinin dertlerini kürsüsünden Allah’a ilettiğini söylüyordu. Tek derdinin, davasının, mensubu olduğu milletin başta olmak üzere tüm ümmetin dertlerine hiç değilse dua ederek çare aramak olduğunu söylüyordu. Bir olmalıyız, güçlü olmalıyız, direnmeliyiz diyordu küffara karşı. O şehitler de şüphesiz severdi Hocaefendi’yi. Ve Akdeniz’e damlayan kanlar bir onurlu duruşun tohumu oldular. Filistin tüm kalbiyle bir oldu Türkiye ile. Türk milleti sahip çıktı kardeşine.

Takiyyenin başarısını bilemeyiz. İlerde doğuracağı sonuçları kestiremeyiz. Ama insan bazen sadece onuru için yaşamanın peşinde koşar. Ve işte, bu tablo sağlandıysa, ne gam diyordur belki de şehitler.

Allah hepsine rahmet eylesin…

Benzer Başlıklar:

  1. Şimdilik yorum yok
  1. Şimdilik geri bağlantı yok