Ülkücü Neslin Referandum ile Sınavı

Birkaç haftadır gözlemliyorum, sağda solda duyduklarım, gazetelerde okuduklarım, 12 Eylül’de yapılacak olan referandumda kilit noktanın ‘ülkücü hareket’ mensuplarında olduğunu işaret ediyor. Ve ibrenin yönüne etkisi yadsınamaz derecede büyük olan ülkücüleri, referandum ile birlikte mâzide kalan her ‘kötü anı’ için bir hesaplaşma ya da hesaplaşamama sınavı bekliyor.

Dr. Devlet Bahçeli, başından beri gerek partilerinin gerekse Ülkü Ocakları mensubu gençlerin çalışmalarıyla halkı, bu referandumda ‘hayır’ oyu kullanarak AKP’ye bir ders(!) vermeleri yönünde iknâya çalışacaklarını açıklıyor.

Ancak 12 Eylül darbesiyle ‘yok olan bir nesilden geride kalanlar’ ise, darbe dönemi yönetimlerine yargı kapısını açan değişiklik için, sadece bu madde için bile, ‘evet’ demeyi düşünüyor. Bu oldukça açık.

Ajanslara son düşen bir habere göre de, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sn. Harun Öztürk, ‘tabanın’ kesinlikle ‘evet’ oyu kullanma yönünde bir eğiliminin bulunmadığını, bunu ortaya atanların manipulasyon amacı taşıdıklarını söylüyor. Ve ekliyor, “Ülkücüler adına sadece iki kurum açıklama yapabilir. Biri MHP, diğeri de Ülkü Ocakları’dır.”

Tanıdık geldi mi ?

..

Açıkçası, Harun Öztürk gibi entelektüel, beyefendi bir kişiye bu beyânât yakışmamış. Neye göre ülkücülük, hangi kıstaslar eksenindeki ülkü bu, bu mantıksal paradoks, böyle basit ve genel bir cümle kurmayı kifâyetsiz kılar.

Ama denirse ki, MHP’ye ait olan ‘ülkücülük’ kavramı derken, cambazlıktan bahsediyoruz, biz de amenna deriz, o kavramı sahiplenmeyiz.

Hatırlarsanız, 2002 tarihinde mecliste görüşülen idâm cezâsının kaldırılmasına yönelik yasa teklifi, 152 ye karşı 253 oyla kabul edilmişti. MHP, 114 red ve 9 katılmayan, AKP, 27 red ve 23 katılmayanla, tek bir ‘evet’ oyu dâhi vermeden bu teklifin karşısında durmuşlardı. Peki, öncesinde ne olmuştu ? Nasıl gelmişti bu teklif meclise, Adalet Komisyonu’ndan nasıl geçebilmişti ?

31 Temmuz 2002′de, Adalet Komisyonu’nda tartışılan AB uyum paketinde, idam cezasının kaldırılmasına yönelik maddenin, paketten kaldırılması için AKP’li komisyon üyeleri önerge verdi. Buna DYP milletvekilleri ve MHP’den Orhan Bıçakçıoğlu destek olurken, MHP’li diğer beş üyenin ‘çekimser’ kalması sonucu, önerge 7 kabul ve 10 red sonucuyla, pakette kaldı. MHP, bir yandan idam cezasının kaldırılmasına karşı çıkarken, diğer yandan ise paketin meclise gelmesine engel olmamıştı.

Bu sayede, meclise gelen paket üzerinden hararetli bir ‘hayır, idam kaldırılamaz‘ propagandasını kamuoyunun gözüne sokmayı başaran MHP, seçimler için gerekli yatırımını yapmış oldu.

MHP, aslında çok daha öncesinde de bizim anladığımız ‘ülkücülük’ kavramından ayrışmıştı.

Yine hatırlayacak olursak, 57. Hükümet döneminde, MHP’nin de oylarıyla Çekiç Güç’ün görev süresi tam 7 kez uzatıldı. Bugün OHAL’den bahsedenlerin, bu zeminin hazırlanmasında katkısı büyüktür.

BBP’yi ‘bir ihanet projesi’ olarak niteleyenlerin, merhum Samiâ Ayverdi Hanımefendi’nin, “Türk’ün ebedi kızıl elması, ilây-ı kelimetullahtır‘ sözüyle işaret ettiği, tanımladığı ülkücülük ekseninden kaymış olmaları çok öncelere dayanır.

“Bizim İslâm’ı yaymak gibi bir amacımız yok” cümlelerini sarf edenlere, Muhsin Yazıcıoğlu “Bizim de İslâm’ı yaymak gibi bir amacı olmayanlarla işimiz yok’ diyerek ‘bizim ülkücülüğümüz‘ün yolunu çizmiştir.

Üstâd Cemil Meriç’in deyimiyle, hafızasız nesiller amalgamı yapılan milletimizin, bunları bilmesi gerekir.

Şaşılacak bir iştir ki, zaman, MHP’yi bugün AYM, HSYK, CHP ve hatta BDP ile aynı safta hizalamıştır. Milletin çıkarlarını gözettiklerini iddia edenler, aynı zamanda bu çıkarlar için muhalefet yaptıkları kurumlarla aynı üslûp, aynı tavır içine girişmişlerdir.

Dün 12 Eylül’ün insanları zindanlarda çürüttüğü, idam ettiği, anneleri gözü yaşlı, eşleri bağrı yanık bıraktığı o kara devrinde ’suya sabuna dokunmamış’ olan ülkücüler(?) bugün de akl-ı selim hareket edemiyorlar. Bir de kalkıp, ülkücüler adına sadece biz konuşabiliriz, demiyorlar mı…

Maddeler incelenebilir, hatta bu durumda AKP’nin anayasa değişikliği adı altında kendi hükümdarlığını kurma yoluna girdiği şeklinde yorumlar da yapılabilir, ancak bunların hiçbiri geçici 15. Maddenin önüne geçemez. Tabi bu yorum, dönemi yaşayan, acılara şahit olan, yüreği az da olsa sızlamış, ucundan kıyısından da olsa ülkücü hareketin tarihine dair bilgisi bulunanlar için.

Ali Bülent Orkan’ı, Dursun Önkuzu’yu, Halil Esendağ’ı, Selçuk Duracık’ı, Mustafa Pehlivanoğlu’nu, Cengiz Baktemur’u, Fikri Arıkan’ı, Cevdet Karakaş’ı, Ahmet Kerse’yi ve nicelerini tanıyanlar için…

..

Resmi açıklamaların ardından, AK Parti, Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi referandumda ‘evet’ oyu kullanacaklar. Milletimiz için hayırlısı olsun.

Kenan Evren’in yargılandığı günleri görme ümidiyle…

Yorum Yapın

Mesajınız