Yazmalısın..
Kelimeleri, nasıl ki bahara uyanan çiçek, açar gövdesini tereddütsüz, öyle çatlatmalısın.. Her ânın bir histir senin, yazarak yaşamalısın. Yazmalısın korkunu, sevincini ve umudunu dâhi yazmalısın sen. Elemleri, nasıl ki zelzeleler kavrar yüreğini, öyle anlatmalısın. Her düşüşünü ve ardından her çık-amay-ışını, ruhunun en ücra yerlerine gizlediğin söylenmemiş nice söz dağını, yazarak aşmalısın. Yazmalısın, yazdıkça büyümeli, taşmalısın.
Çamurdan heykel yapmaktır yazmak. Yokluğu resmetmektir. Ve sen her hayâline bir kumdan tabloyu, yoklukları vâr ederek asmalısın. Yokluk da varlardan değil mi sanki ? Yokluğu vâr etmek, sonu gelmez hicran saatlerini tahayyülle kesmektir. Yazmak başlı başına hayâl etmektir…
Sonu bir kapıyı açmaz belki, belki kesrette kalırsın ama yalnızsındır yine de.. Dört yanında dört bülbül, biri bile düşlerine uçmaz belki.. Yazmalısın. Yazınca vuslat gelmez, gelmez belki hep hasrette kalırsın. Ama yazmalısın. Yazarak kendi düşlerine, bir kuş misâli, kendin konmalısın.
Göç etmen gerekir bâzen, soğuk iklimler eritir ruhunu. Buzullardan güneşe kanatlanırken, içindeki o hazin vedâyı anlatmalısın, yazdıklarınla donmalısın… Her nefes alışın bir harf olmalı. Kokun, terin, gözyaşın sinmeli kâğıda. Yazarken titremeli, ağlamalı, yanmalısın.
Yılların toprakla üzerini bir anne şefkatiyle örttüğü o muhkem hakikât hazinesine ancak yazarak ulaşacaksın. Her katmanda hatıralar çıkacak karşına, şaşacaksın. Ufak tefek şeyler, ne de değerliler!
Bir ân gelecek aklına, bir mekân.. Bir hadise belki, ufacık. Zihnine nasıl da işlemiş halbuki.. Bütün bu esrâra rağmen, ıstırâbın bağrına dört nala koşacaksın… Yazmalısın. Yazarak büyüyecek, yazdığın müddetçe yaşayacaksın.
Öyle değil mi ? Kelâmın, cismin, o çırpınan hâlin kâr etmeyebilir. Derdini göklere anlatmalısın. Şeksiz, şüphesiz ve perdesiz… Seni başka kim anlar ? Ve bazen öylesine çıkmalı cümleler kaleminden. Öylesine dediysek, duymayacağını bilsen de muhatabının, kulaklarını çınlatmalısın. Derdini öznesiz anlatmalısın bazen. Anlatım bozukluklarının sebebi onlar. Yine de, öylesine yazdıklarını anlayacaktır gökten sana kulak kabartanlar…
Yazmalısın.
Ancak yazdığın zaman çöllerin ortasında bir serâbın olacak. Ona kaçacaksın, yürek kâsen yazdıkça su dolacak. Yazmak vazgeçilmez bir hâl alacak böylelikle… Her susadığında eline alacaksın kalemi. Ve her yazma bir sonrakine sebebin olacak. Yazdıkça susayacaksın..
Yazarak tanıyacaksın kendini, yazdıkça keşfedeceksin âlemi. Yazmak yaralarını saracak, bir nevi ilacın olacak etkisi şu kadar zaman süren.
Sonra tekrar geçeceksin kâğıdın karşısına.
Vâ-hayfâ.. Vâ-esefâ..
Yazmak kelebeğin pervane oluşudur artık. Girift bir çıkmaz, ne çare..
Kendin yazacak, kendin sükûn bulacaksın. Vazgeçilemez bir çâresizliktir yazmak. Ama yazmalısın… Ancak yazdıkça ‘sen’ olacaksın.
Yazdığın müddetçe yaşayacaksın…
3 Mayıs 2010