Arşiv

‘Deneme’ kategorisi için arşiv

Mâhur Akisler

Pazar, 19 Ara 2010 Yorum yap

Her gece bir yıldız kayardı göğümüzden. Sorsanız onca yıldızı kim serpmiş, sorsanız başımızı koyduğumuz yastık mıdır yaş mıdır..

Yaşanmış mıdır; ayaktayken, otururken, yatarken istemenin gayri ihtiyâri ve onulmaz tahkiki kimce malumdur?

Zaman alabildiğine izafiyken, bir yerde gün akşam oluverir, odamıza ağır ağır çöker karanlık. Gurûb vakti işte ârâftır. Uzanıp tutamayız, uzanmaz bir el bize.

Göğsümüzden dolanan urganı çekiştirmedik bir kere. Babaannelerin yün iplikleri acıtmaz canı. Ki bundandır evlenmemiş olanların boşanma bahsi, elmalarla armutların kardeşliği hep bundan.

Biz hızır bekledik, hazırlandık, üryan çıktık meydana, bir başımızla kendimizi selamladık.

Biz mi müflistik, el emeği göz nuru sevdâmız mı meczubuydu günün nasıl da geçiverdiği anlaşılmayan hânelerin…

“Yeni Başlayanlar İçin” cep kitapları rafları süslese de, aşikârdır ki sadırdan okumak bir şeyi, satırla kovalamaktan daha elzem.

Biz hızır bekledik, hazırlandık. Yaşanmışlığımız soyut bir tabloydu yanından geçilip gidilen, somut-realist dikkat çeken ve her şeyin üstünde muktedir muadilleri karşısında.

Göğsümüzden dolanan urgana sarıldık, bilinmez. Sevmek iki hece, sancısı derûnda saklı.

Oysa her şey güç değil. Sevilmek güç değil, satırlar kolay, elmalar, armutlar ve yün yumuşaktır.

Kim bilir, göğümüzden kayan yıldızlar, bağrımızdan kopar aslında. Ve kim bilir hızır huzurla eş olur, biz gurûbu yakalarız, geç değil..

KategoriDeneme Etiketler,

Akşam

Pazartesi, 31 May 2010 5 yorum

Penceresi ağzını usulca açmış odamın içinde sokaktaki vefâlı lambanın sarı loş ışığıyla aydınlanıyor dünyam. Her akşam gün kararınca yakıyorum sokaktaki bu lambayı. Sabaha kadar birbirimizi seyrediyoruz. Evet o bir dost, o bir yoldaş bana. Ev aslında bir dostlar meclisi. Yastık bağrına basar hüznümü ve aslında büründüğüm çaresizliktir aynı zamanda. Pencere hele, öyle dilbaz ki, başım omuzlarıma ağır geldiğinde uzanır onunla konuşurum. Sık olur bu. Bana pek güzel şeyler söylemese de, dinlerim dikkatle.

Sirenlerden kapı otomatiklerine, çocuklarını eve çağıran annelerden balkonda çekirdek çitleyenlere kadar her şeyi anlatır bana. Bir keresinde tam sekiz defa üst üste aynı tonda kahkaha atan bir kadından bahsetti. Garipti gerçekten. En çok, çağa ayak uydurmaktan aciz külüstür arabaların inlemelerini heyecanla dinliyorum. Hala bizden birilerinin olması ne iyi…

O anlatır, sesler renge bürünür zihnimde. Görmem olayları, bilmem failleri ama tanırım seslerinden. Onunla bir olur kıyısında dururum hayatın. Sabaha kadar böyle sürer muhabbetimiz. Gün ağarmadan bir teyzeden bahseder, camının pervazlarına ekmek kırıntıları serpen. Sonra güvercinler üşüşür, onlar olduğunu kanat çırpışlarından anlarım.

Ve sarı sokak lambası.. Onunla beraber büyüdüm. Akşam gelince el etek çektim dünyadan. Aklıma kartpostal gibi asılı kaldı sarı loş ışık yıllarca. Halamın odasında, dedemin odasında hep aynı ışıktı bana bakan. Hep yarım, hep eksik. Gençliğime süt veren her hatıranın bir kıyısında o da vardı. Ve ben florasanları hiç sevemedim.

Yine bir akşam geceye uzuyor. Her akşam ve her gece aslında aynı şeyler oluyor. Sirenler, kahkahalar, bağrışmalar olmasa da, akşam içimde yaşıyor tüm azametiyle. Pencerem ketum olsa, lambamı üflese biri, yine de tükenmeyecek bu ihtişam. Sanırım, hiç bitmeyecek zihnimde akşam…

31 Mayıs 2010

KategoriDeneme Etiketler

Yazmalısın

Pazartesi, 03 May 2010 2 yorum

Yazmalısın..

Kelimeleri, nasıl ki bahara uyanan çiçek, açar gövdesini tereddütsüz, öyle çatlatmalısın.. Her ânın bir histir senin, yazarak yaşamalısın. Yazmalısın korkunu, sevincini ve umudunu dâhi yazmalısın sen. Elemleri, nasıl ki zelzeleler kavrar yüreğini, öyle anlatmalısın. Her düşüşünü ve ardından her çık-amay-ışını, ruhunun en ücra yerlerine gizlediğin söylenmemiş nice söz dağını, yazarak aşmalısın. Yazmalısın, yazdıkça büyümeli, taşmalısın.

Çamurdan heykel yapmaktır yazmak. Yokluğu resmetmektir. Ve sen her hayâline bir kumdan tabloyu, yoklukları vâr ederek asmalısın. Yokluk da varlardan değil mi sanki ? Yokluğu vâr etmek, sonu gelmez hicran saatlerini tahayyülle kesmektir. Yazmak başlı başına hayâl etmektir…

Sonu bir kapıyı açmaz belki, belki kesrette kalırsın ama yalnızsındır yine de.. Dört yanında dört bülbül, biri bile düşlerine uçmaz belki.. Yazmalısın. Yazınca vuslat gelmez, gelmez belki hep hasrette kalırsın. Ama yazmalısın. Yazarak kendi düşlerine, bir kuş misâli, kendin konmalısın.

Göç etmen gerekir bâzen, soğuk iklimler eritir ruhunu. Buzullardan güneşe kanatlanırken, içindeki o hazin vedâyı anlatmalısın, yazdıklarınla donmalısın… Her nefes alışın bir harf olmalı. Kokun, terin, gözyaşın sinmeli kâğıda. Yazarken titremeli, ağlamalı, yanmalısın.

Yılların toprakla üzerini bir anne şefkatiyle örttüğü o muhkem hakikât hazinesine ancak yazarak ulaşacaksın. Her katmanda hatıralar çıkacak karşına, şaşacaksın. Ufak tefek şeyler, ne de değerliler!

Bir ân gelecek aklına, bir mekân.. Bir hadise belki, ufacık. Zihnine nasıl da işlemiş halbuki.. Bütün bu esrâra rağmen, ıstırâbın bağrına dört nala koşacaksın… Yazmalısın. Yazarak büyüyecek, yazdığın müddetçe yaşayacaksın.

Öyle değil mi ? Kelâmın, cismin, o çırpınan hâlin kâr etmeyebilir. Derdini göklere anlatmalısın. Şeksiz, şüphesiz ve perdesiz… Seni başka kim anlar ? Ve bazen öylesine çıkmalı cümleler kaleminden. Öylesine dediysek, duymayacağını bilsen de muhatabının, kulaklarını çınlatmalısın. Derdini öznesiz anlatmalısın bazen. Anlatım bozukluklarının sebebi onlar. Yine de, öylesine yazdıklarını anlayacaktır gökten sana kulak kabartanlar…

Yazmalısın.

Ancak yazdığın zaman çöllerin ortasında bir serâbın olacak. Ona kaçacaksın, yürek kâsen yazdıkça su dolacak. Yazmak vazgeçilmez bir hâl alacak böylelikle… Her susadığında eline alacaksın kalemi. Ve her yazma bir sonrakine sebebin olacak. Yazdıkça susayacaksın..

Yazarak tanıyacaksın kendini, yazdıkça keşfedeceksin âlemi. Yazmak yaralarını saracak, bir nevi ilacın olacak etkisi şu kadar zaman süren.

Sonra tekrar geçeceksin kâğıdın karşısına.

Vâ-hayfâ.. Vâ-esefâ..

Yazmak kelebeğin pervane oluşudur artık. Girift bir çıkmaz, ne çare..

Kendin yazacak, kendin sükûn bulacaksın. Vazgeçilemez bir çâresizliktir yazmak. Ama yazmalısın… Ancak yazdıkça ‘sen’ olacaksın.

Yazdığın müddetçe yaşayacaksın…

3 Mayıs 2010

KategoriDeneme Etiketler

Çocukluğuma Verin

Salı, 06 Nis 2010 Yorum yap

Bilemedim, üzgünüm.

Rüzgârlara gerdim göğsümü çekinmeden, üstelik sırtımı dayadığım dağlarımdan esen… Umut yelkenlerime hayat veren rüzgârlara gerdim göğsümü hiç düşünmeden. Üzgünüm, çocukluğuma verin.

Bilemedim. Ne varacağım bir liman hâyâl ettim, ne çarşaf gibi olsun dedim deniz için. Ben dalgalara atıldım yüreğimle, yüreğimle savruldum, yüreğimle boğuldum. Ölsem ne gâm, ölemedim.

Ve bî-vefa dünya. Suçluydum her kıyıya vurduğumda. Oysa ben göğsümü çekinmeden…

Aşkın kanatları ipekten. Ve ağır geldi taşımak, benim çelik gövdemi. İçim ummandı oysa, hazan bahçesiydi, dört bir yanında elem. Ağır geldi taşımak, aşkın kanatları ipekten…

Yorgun, yılgın, çaresiz bir sondu her başa götüren. Dünya döndü, ay döndü, gece ile gündüz döndü. Ruhuma ilmik ilmik işlediğim her sancıyı güneş de gördü. Ben sevmekten başkasına kapamıştım gözlerimi. Üzgünüm, çocukluğuma verin.

Uyanmadığım rüyam olmadı. Hiçbir sevinci yarım bırakmadı keder. Belki de kader, sağanak hüzünlerimden kaçarken tutulduğum doluydu.

Siz, yine de çocukluğuma verin…

6 Nisan 2010

KategoriDeneme Etiketler

Derûnda Saklı Uzlet

Cumartesi, 27 Haz 2009 Yorum yap

Gece çağırdı beni, ben koştum.

Ses seda yoktu, bomboştu sokaklar. Yıldızlar sönüktü, ay karanlık. Yüreğim telaşlı, yüreğim korkmuş, yüreğim terliydi. Koşmaya başladım. Koştukça yanardağ misali patladı içim. O an âlemde yaşayan bir tek bendim.

Hem; kimse dalmadı derinlere, hiç kimse bilemedi beni benim kadar. Gülen yüzümün ardını sezemediler. Yalnız ağladım, yalnız yaşadım hep bir yerlerde.

Durmadan koştum, gözyaşlarım terime karıştı. Ben koştukça sokak yoruldu. Yere düşen her damlada parçalandı toprak.

Çıkmaz bir sokağa girdim, yine çıkamadım. Yine mağlup, yine yalnız, yine buruktum. Kaçamadım. Ve en güzel rüyamdan yine uyandım. Sokağın sonuna geldiğimde güneş doğmaya başladı. Umutsuz bir tebessüm astım duvara, arkamı dönüp ağır adımlara bıraktım kendimi..

KategoriDeneme Etiketler