Başörtüsü – 76. Baskı
Başörtüsü problemi, yıllardır zaman zaman gündem olmuş, zaman zaman unutulmuş, kanıksanmış, alışılmış, girift bir çıkmaz olmuş meselesi Türkiye’nin.
İstanbul Üniversitesi’nden bir öğrencinin şapka ile derse girmek istemesi üzerine dersten atılması, ardından bu öğrencinin YÖK’e dilekçe ile başvurması sonucu yeniden alevlenmiş meselesi Türkiye’nin.
Onlarca yıldır çözülememiş; kimilerince başörtüsü ile üniversite ve her türlü kamusal alana girilirse ülkenin laik yapısının ciddi zarar göreceği, kimilerince seri iktidarlar için en elzem malzeme görülen, kimilerince mağlubiyetlerin ardından ‘ben vatandaşıma sahip çıkıyorum‘ mesajını vermek için savunulan meselesi Türkiye’nin.
Kimilerince; bilimin, aklın, fennin, mantığın beşiği olması gereken üniversitelerde, aynı inanca ve aynı fikirlere sahip erkeklerin içeri alınması ama kızların alınmaması ile, muâsır medeniyetler seviyesi yolunda hiç de tezat oluşturmayan meselesi Türkiye’nin!
Hep sürüncemede kalan, hep korkaklıktan, yüreksizlikten üstelik sekiz senedir iktidarda sözüm ona muhafazakâr bir parti varken hep ‘adım adım zafere‘ naralarıyla insanların umutlarının oya çevrildiği meselesi Türkiye’nin.
AKP’nin, 3 Kasım 2002′de meydanlarda bangır bangır bağırarak ‘bu meseleyi çözmek bizim için namus borcudur‘ cümlesi ile onu iktidara taşıyan meselesidir Türkiye’nin. Ayrıca dikkate şayandır ki ara dönemlerin hiçbirinde adı anılmayan ancak yakın gelecekte ne zaman bir seçim görünse hemen gündeme gelen meselesidir Türkiye’nin.
2002, 2004, 2007 seçimlerinin hemen öncesinde hep bir namus borcu olmuş, aralarda ise Mehmet Ali Şahin’in ifâdesiyle ‘%1′inin‘ meselesidir Türkiye’nin.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, İspanya’da yaptığı bir konuşmasında ‘özgürlükler yolunda nasıl engel koyarsınız, bunu nasıl engellersiniz‘ diyerek başında olduğu devletini İspanyollara şikayet ettiği meselesidir Türkiye’nin.
Aynı zamanda yine Başbakan’ın İspanya’da yaptığı konuşmada ‘velev ki siyasi simge olsa‘ diyerek, azgın azınlığın ekmeğine yağ sürdüğü, anlamsız bir şekilde iyice çıkmaza soktuğu meselesidir Türkiye’nin.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin’in, beşinci senesinde başörtüsüyle ‘ısrarla’ derslere girmesi üzerine okuldan atılması, ardından AİHM’e başvurması, AİHM’in bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni haklı bulmasının ardından ayyuka çıkan ve hakkında hiçbir açıklama yapıl-a-mayan dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün AİHM’e dava hakkında, davanın seyrini belirleyen, AİHM’in kararını dayandırdığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yaptığı savunmasının bile insanlara hiçbir şeyi gösteremediği meselesidir Türkiye’nin.
“Türban üniversitelerdeki laik eğitimle çelişmekte ve bağdaşmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası din istismarını yasaklamaktadır. Üniversitelerde türban takma olayı gericiliği de teşvik etmektedir.
Türban, çağdaşlaşma yolunda bir geri adımdır. Amaç modernleşme ve çağdaş görüntüyü korumaktır. Siyasal simge haline getirilen başörtüsü özgürlük sorunu değil politikacılar tarafından şeriat amaçlı kullanılmış bir olgudur.” ( http://www.inhak-bb.adalet.gov.tr/aihm/karar/leylasahin.doc ) – (http://serkancengiz.av.tr/index.php?id=38&L=2 )
Başörtüsü, AKP hükümetinin bu savunma ile isteyerek ya da kerhen, daha da katmerli bir çözümsüzlüğe taşıdığı meselesidir Türkiye’nin.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın,
“Yani burada bizim bireysel özgürlük anlayışlarımız eğer genel özgürlük anlayışının önüne çıkarsa herhalde yanlış yaparız diye düşünüyorum. Geneli kucaklamak durumundayız. Ormanı düşünelim, oradaki birkaç ağacı değil. Birkaç ağaç üzerinden hareket edersek yanlış yaparız. Nitekim Türkiye’de yapılan kamuoyu araştırmalarının bu konudaki neticeleri çok açık net ortadadır.”
Sözleriyle, mağdur olan kızları birkaç ağaca benzettiği meselesidir Türkiye’nin.
Öğrenci affı getirildi. Yani zamanında başını açmadığı için okullarını bitiremeyenlere bir fırsat(!) tanındı. Peki nasıl mezun olacaklardı? Erdoğan, sorunu çözdü: “Peruk taksınlar girsinler.”
Başbakan Erdoğan: “Başörtüsü konusunda hiçbir yerde, kimseye söz vermedim. Vaat etmediklerimizi, vaat edilmiş gibi gösteren, provoke edenler var.” dedi. Bu haber de 3 Nisan 2005 günü ajanslara düştü.
Falandır filandır. Başörtüsü, sayısız haber, sayısız örnekle AKP’ye dair ümitlerin tükendiği meselesidir Türkiye’nin.
Ama başörtüsü en çok, bir kızın tarifi güç dramıdır. Düşünün, bir inancınız var, inanç yani, sımsıkı bağlanılan, ardından yol gidilen kavram. O inancın ardından yol gidemiyorsunuz ama hala o inancı taşıyorsunuz. Bu kolay bir iç mülâhaza değildir. İnandığınız gibi yaşayamıyorsanız ve ısrarla inanmaya devam ediyorsanız, hep bir mücadele halinde olursunuz kendinizle. Yorulanlar kanıksamaya başlar, alışırlar ve o inanç zamanla tesirini kaybeder, ismi kalır. İnsanları pasifize etmenin, yormanın, bıktırmanın, usandırmanın ve teslim etmenin en kalıcı yolu sürünceme ile bir zulmü sürece yaymaktır. Buna da kerhen, dolaylı, istemeyerek ya da her nasılsa destek olan herkes o zulmü yapanlar gibi suçludur. İmkânı olduğu halde engel olmayan, ortadan kaldırmayan da zalimdir. Ucuz dünyevi rant hesaplarıyla mukayese edilemeyecek, onlara tercih edilemeyecek bir ‘namus borcu‘dur bu. Ödemeyenlerin düşüneceğidir..
Başörtüsü, inançtan da önce bir özgürlük, bir şahsiyet meselesidir. Hazindir ki, özgürlükleri yasaklayanların başında gelen İsmet İnönü’nün, “Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur..” sözü bugün ‘namus borcumuz’ diyenlerin korkaklığını gözler önüne seriyor.
Bugün orta sahada kısa paslarla top çevrilen oyunun adıdır başörtüsü. Başbakan topu YÖK’e atar, YÖK öğrenciye atar, bir şey çıkmaz. Sonra Başbakan ‘toplumsal mutabakat‘ der, oysa toplum mutabıktır zaten. Bir de Diyanet’e soralım der Başbakan, Diyanet ‘herkes özgür olmalı‘ der. Yine bir şey çıkmaz.
Suçlu AKP midir? AKP de suçludur. Mühim olan bunu görebilmek. Niye CHP’yi eleştirmiyoruz mesela, çünkü ortadaki samimiyetsizlik buna gerek olmadığını gösteriyor. CHP zaten müzmin bir muhalefet olarak bu gibi insan haklarının önünde durmuş, tarihi boyunca, milletten kopuk olduğunu göstermiştir. Yani CHP’den bu meseleyi çözmesini bekliyor değiliz ki, niye çözmüyor da kem küm ediyorsunuz diye kızalım. Üstelik ortada bir iktidar var. İktidar yani, yöneten kadro, o çözmeyecekse mahallenin muhtarı mı çözecek? Gidip muhtarı mı eleştirelim? Başörtüsü sorununun sebebi AKP değilse de, çözmeyenin AKP olması hasebiyle suçludurlar.
Çevik Bir’i mi eleştirmedik, Ahmed Nejdet Sezer’i mi, ya da merhum Bülent Ecevit’i mi? Biz hepsine sözümüzü söyledik. Onlar, ‘atın bu kadını meclisten‘ dediklerinde biz onurumuza halel getirmedik, sonuna kadar arkasında durduk. Siz bu lafı söyleyenlerin ardından ‘ne de güzel insandı, çok hayırlı işler yaptı‘ diyerek yine otoriteye mi hakka mı iman hususundaki duruşunuzu ortaya koydunuz.
Biz, bizden olan, daha doğrusu bizden olduğunu iddia eden kişileri sorguluyoruz, sorgulamalıyız da. Çünkü onlar bizim değerlerimizi, bizim inançlarımızı, bizim hassasiyetlerimizi ‘araç’ yaparak bugün bu kadar büyüyebildiler.
Bizim namusumuzu namus bildiklerini iddia ettiler, 367 sayısına ulaştıkları halde Anayasa’yı değiştirmediler. İnsan niye diye sormadan yapamıyor, sormadan yapabilenlere hayret ediyorum.
Ümit bekleyiştir, yorar insanı. Artık ne AKP’den ne de beslendiği menbâdan ikbâle dair en küçük bir ümit dahi taşıyamıyoruz. Çünkü samimi değiller. Hele yiğit hiç değiller.
Eninde sonunda çözülebilir, mühim olan bu mu? Tam sekiz senedir çözmeyenler, eminim ki bu sorun muhâl bir tarihte çözülürse kahraman ilân edilecekler. Çünkü Cemil Meriç’in ifâdesiyle,
“Türk milleti… Hangi millet? Bu millet on senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı…”

Gün geçmiyor ki orijinal bir şeyler duymayalım bu güzel ülkemizde. Sürekli üretebilme becerisi olan, monotonluktan bir hâyli uzak, oldukça reformist ve yenilikçi bir yapımız var. Çok üretiyoruz gerçekten, fazlaca polemik, fazlaca hayâl mahsulü fikir… Bu kadar aktif bir ‘fikir dünyası‘na rağmen bir karış da yol alamıyoruz. Çünkü ülkemizde herkes entelektüel, herkes aydın, herkes âlim ve herkes ‘aykırı‘.
M.Fethullah Gülen, eski vaiz, yazar ve son olarak da Foreign Policy isimli derginin yaptığı anket sonucunda, dünyanın en önemli yüz entelektüelinin birinci sırasındaki düşünür.