İran U-18 Milli Takımının Fikstürü(!)

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ekvator’u ziyareti sırasında düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi :
“BM Güvenlik Konseyi’nde yapılacak oylamaların neticesinde, İran için bugüne kadar uygulanmamış en sert yaptırımlar ortaya konacaktır…”
Ne oylamasından bahsediyor Bayan Clinton ? İran’ın nükleer enerji çalışmaları hakkındaki oylamadan. Peki ABD başta olmak üzere, bu oylamada ‘evet’ oyu kullanacak tüm ülkeler İran’ın nükleer enerji üretimine neden karşı çıkıyorlar biliyor musunuz ?
Çünkü Amerika’nın 6 Ağustos 1945′te Hiroşima’ya, 9 Ağustos 1945′te de Nagazaki’ye attığı atom bombaları sonucu resmi verilere göre 360.000 sivil hayatını kaybetti. Çünkü İran’da; ABD’de olduğu gibi 12.000, Rusya’da olduğu gibi 16.000, Çin’de olduğu gibi 22.000, Fransa’da olduğu gibi 350, İngiltere ve İsrail’de olduğu gibi 200 adet nükleer savaş başlığı bulunmamakta.
Çünkü İran, ABD ve diğer nükleer başlık bulunduran ülkeler gibi, atom bombası atış talimi yaparken binlerce insanı sakat bırakmamış, coğrafyada yıllarca sürecek kansere sebep olmamıştı.
Çünkü İran, ABD’nin güdümüyle kendisine karşı nükleer silah kullanan Irak yüzünden 100.000 insanını kaybetmişti. Devam eden senelerde de kanser yüzünden on binlercesini daha…
Ama asıl sebep sanırım bunlar değil… İran’ın bir otorite tanımazlığı var. Mesela bir başka nükleer başlık bulunduran Hindistan gibi değil(!) Ya da aynı şekilde Pakistan… İran “tam bağımsız” olma gayretinde…
İran, Medler, Safeviler ve Pers İmparatorluğu’ndan gelen büyük ve güçlü bir tarihi olan, Ortadoğu’da dengeleri belirleme potansiyeline sahip önemli bir ülke. Bu da vahşi kapitalistlerin hoşuna gitmiyor tabi ki. Hele bir de nükleer enerji üretimine dair çalışmalar ortadayken, bu onlar için ciddi bir tehdit anlamına geliyor. Çünkü nükleer enerji demek, “dokunma yanarsın” demek…
İslam Devrimi’nin ardından İran’ı siyasi olarak avucunun içine alamayan ABD, pek çok zaman çeşitli sebeplerle ve son olarak da nükleer enerji konusuyla BM’yi, İran’a yaptırımlar için sıkıştırmakta. Peki İran bu tutumlara nasıl cevap veriyor ?
Haziran 2008′de, BM’nin Güvenlik Kurulu’nda tartışacağı İran’ın uranyum zenginleştirmesi hakkındaki paket için, İran Hükümet Sözcüsü Gulamhüseyin İlham, şöyle dedi : “Eğer paket uranyum zenginleştirme işlemini askıya almayı içeriyorsa, hiçbir şekilde görüşülebilir bir paket değildir.”
İran’ın bu kararlı tavrı, şimdiye kadar her istediğini elde etmeyi başarmış (ki burada güçlü olan onlar değil, güçsüz kalan muhataplardır) olan ABD, Avrupa Birliği, İsrail, Nato ve BM açısından önemli bir mağlubiyet resmi olmakta. Bunu da kabullenemeyen Batı, İran’a askeri müdahaleyi dâhi gündemine almıştı. Ama İran, Irak değil elbette. Her fırsatta, “BM ne derse desin biz tıpkı BM üyesi diğer ülkeler gibi nükleer çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bizim nükleer silahımız yok, enerji için üretiyoruz ama onların hesabını vermesi gereken sayısız suçları var nükleer enerji konusunda…” diyor.
ABD, atom bombası kullanarak yüz binlerce insanı katlettiği 2.Dünya Savaşı’nın hesabını hâlâ vermiş değil. İsrail, 2006′da Lübnan’da kullandığı hidrojen bombalarının hesabını vermiş değil. Bu ülkeler nükleer enerji kullanarak sivilleri katletti ve ne BM ne Avrupa Birliği ne de başka bir kuruluş hesap sordu. Şimdi kalkıp İran’a, daha ortada olmayan nükleer silahları için hesap sormak, yaptırım uygulamak, askeri müdahaleden bahsetmek, tüm dünyayı İran’a karşı bir tavır için körüklemek, pek masum görünmüyor.
Bu süreç, Türkiye’yi öyle yakından ilgilendiriyor ki, lehine bir sonuç elde edebileceği bir çok imkan sunuyor aslında. İran’ın elinde nükleer enerji bulundurması, İsrail ya da ABD’nin ona “Irak” muamelesi yapmasının önüne geçiyor. Bu durumda İran’ı köşeye sıkıştırmak için diplomatik yollara başvuruyorlar. Türkiye’nin, bölgedeki en önemli güç olarak, yandaşlığının elde edilmesi büyük bir avantaj demek.
Dikkatinizi çekti mi bilmem ancak, BM Güvenlik Kurulu’nda İran hakkındaki son oylamada Türkiye çekimser oy kullandı. Türkiye ile birlikte Brezilya da çekimser kaldı. Ve geçtiğimiz ay, Mayıs’ta, Türkiye-İran-Brezilya uranyum takası için anlaşma imzaladılar. İran’ın yenilenen siyasi ilişkilerde Küba, Venezuella gibi ülkeleri de, onların BM’de ret oyu vermeleriyle kanıtladıkları şekilde, yanına alması dengeleri değişmeye zorluyor.
ABD ve İsrail, İran’a karşı atacakları her bürokratik adımda Türkiye’ye muhtaçlar. Ve bu, Türkiye’nin kârına olacak. İsrail, Kuzey Irak’ta istediği gibi at koşturmaktan vazgeçebilir ve Türkiye’nin başına musallat olan terör probleminde şaşırtıcı bir şekilde çözüm merkezi haline gelebilirdi ki, son aptallığıyla bunun yolunu görünürde kendisine kapatmış oldu. İran bu meselede iyi bir politika izleyip, Türkiye ne derse hazırız mesajları vererek ikili ilişkileri geliştirme peşinde.
Türkiye şu an çok önemli bir aşamada. Rusya ile imzalanan nükleer enerji anlaşması, artık Türkiye’nin de aktif şekilde nükleer enerji üretimine geçeceğinin ilk önemli sinyali. Ve güdülen bu denge politikası kısa sürede terk edilmek zorunda kalınabilir. Çünkü bir süre sonra, taraf olmayanın bertaraf olabileceği bir siyasi konjonktürün içine giriyor dünya. Türkiye son Gazze hadisesinin ardından, bu olayın üstelik ciddi şekilde milli bir yönünün de bulunması sebebiyle, İsrail’e karşı sert bir tavır almış bulunmakta. Ama U-18 milli takımını geri çekmekten fazla bir şey de yapamadı. Türkiye, bu trajikomik tepkilerden bir an önce vazgeçip, ayağına kadar gelmiş bu imkan ile safını belirlemeli, onurlu olmalı.
Bu tavrın içi doldurulmalı, Türkiye tarafını netleştirmelidir. İran’a devrim her ne kadar Fransa’dan kalkan jumbojet ile gelmiş olsa da, İran her ne kadar vaktinde PKK’yı kendi topraklarında eğitip Türkiye’ye salmış olsa da, bütün bunlar bugün değişmiş durumda. İran, devrimin ardından Batı ülkelerinin beklentilerini boşa çıkararak politik açıdan bağımsızlaşma yoluna gitmiş ve PKK, PJAK olup İran’ı da vurduğunda hatasını anlamıştır. Buna örnek, TSK ve İran Ordusu’nun PKK’ya karşı ortak operasyonlarıdır. İran, gerek tarihsel süreçte gerekse yakın geçmişteki hatalarından ötürü Türkiye için dost olamamışsa da, mevcut durumda düşman da değildir. Ve süreç iki ülkenin birbirine daha da yaklaşacağını göstermekte. Çünkü İran, nükleerde adaletsiz bir tutuma maruz kalıyor. Türkiye, İsrail’den yediği tokat için adaleti BM kapısında arıyor, eli boş dönüyor. Filistin hâlâ tutsak, çıt yok.
BM’nin İran’a karşı bu yanlı tutumu, İran’ı haklı da çıkarıyor haliyle. İsrail’in son vahşeti üstüne büyük bir aymazlık gösteren ABD, BM, AB, NATO, kendilerinin adalet anlayışının ne seviyede olduğunu ortaya koyuyorlar. Türkiye, onuruna ve Filistin’e sahip çıkmalı, güçlünün haklı değil, haklının güçlü olduğu bir dünyayı savunmalı. Çünkü bu dünyayı yöneten güçler bize şunu söylüyor :
“Adalet mi, adalet ne arar bu dünyada…”

İsrail, her zaman yaptığını yine tekrarladı. Bu kez öyle böyle değil ama, açık sularda korsanlıktı bunun adı. Gazze’ye yardım malzemeleri taşıyan 600 kadar masum ve silahsız sivillerin üzerine ateş açtı. Onları öldürdü, yaraladı, esir aldı. Dünya İsrail’in şımarıklığı karşısında yine suskun, yine kınama mesajları havada uçuşuyor, somut tek bir müdahale yok.
PKK, Türkiye’nin son 30 yılında değişmeyen gündem maddesi olmayı başarmış bir terör örgütü. Binlerce şehit vermemize sebep olmuş, siyasallaşıp meclise girmiş ve bu otuz senede insanı hayrete düşüren başarılara(!) imza atmış bir oluşum.

