Arşiv

‘Şiir’ kategorisi için arşiv

Dönecek mi söyle, kuşlar bahara?

Cuma, 23 Mar 2012 Yorum yap

Hançerlenmiş çatal yürek, iki baş
Başbaşa vermişler konuşmuyorlar
Yetimce gözlerden savruluyor yaş
Yağıyor dışarda içli içli kar
Çatal yürek, hançerlenmiş bir çift baş

Bir kuş kör kafeste babasız kalır
Kavrulur bir serçe anasızlıktan
Ah gülmeyen gözler yollarda kalır
Dökülür yaşları vefasızlıktan
Bir kuş kör kafeste babasız kalır

Yataklar küf gibi zindan kokuyor
Küsmeler küsmeler ve barışmalar
Bir dost yüreğimde sevgi dokuyor
Ayrılık, gözyaşı, son sarışmalar
Yataklar küf gibi zindan kokuyor

Herkesle gülünür fakat çilelim
Ağlanmaz herkesle unutma bunu
Dostluk yemininin üstünde elim
Bölmez mi, bölmez mi hasret uykunu?
Ve gülmek ki, tokat, tokat çilelim

Kadehler dolusu baldıran zehri
Gördün, göz kırpmadan nasıl içilir
Bilirsin haldaşım bu zalim şehri
Burda dirilere kefen biçilir
Korkusuz içilir baldıran zehri

Bak körpe ceylanlar nasıl vurulur
Zalim avcı gezer bizim dağlarda
Ceylanları vuran eller de kurur
Bir parça kırmızı kir kalır karda
Yavru ceylanlar bak, nasıl vurulur

Hangi dost dikmişti şu tomurcuğu
Bağrımın içinde göğerip duran
Ey kara günlerin dertli çocuğu
Senin nabzın mıdır ranzamda vuran
Söyle kim dikmişti şu tomurcuğu

Ne açmaz gül imiş ah şu bahtımız
Ağarsa mı ola kıpkırmızı tan
Yad elde kuruldu payitahtımız
Hüzün sarayında bir garip sultan
Ne açmaz gül imiş ah şu bahtımız

Artık güneşlerde kara doğuyor
Geçmiyor umudu vuran zamanlar
Hayat yıldırıyor hayat boğuyor
Bilmem kimin için çalıyor çanlar
Güneşler de artık kara doğuyor

Bu yağmur, bu yağmur niye yağar ki
Bilmez mi bir çift göz suluyor yeri
Susayanlara su sunma be saki
Kavrulsun garibin yansın ciğeri
Bu yağmur, bu yağmur niye yağar ki

Her seher uzaktan bir horoz sesi
Ne çılgın yalıyor parmaklıkları
Esiyor Yusuf’un kutlu nefesi
Yıkıyor Züleyha kara duvarı
Iraklardan yanık bir horoz sesi

Gel yaralı serçem küsme bahtına
Vurma kayalara allı başını
Anka kuşu olsan geçmem tahtına
Bir sen kaybetmedin can yoldaşını
Yaralı serçem, gel küsme bahtına

Ey kara çayımın buğulu kiri
Kıvrıla kıvrıla nere gidersin
Ötelerden eğer sorarsa biri
Bırakmadılar da gelmedi dersin
Kara çayımın ey buğulu kiri

Mahpus ranzam soğuk yüzüne senin
Sahte gülüşleri tercih ederim
Meftunu olmuşum demir kefenin
Sende yaşar, sende ölür giderim
Mahpus ranzam soğuk yüzüne senin

Gece yine kustu bütün kinini
Her saniye can çek, kıvran, sabah et
Efendi, demirbaş kabul et beni
Mevcut listesinin başına kaydet
Gece yine kustu bütün kinini

Derde sevdalıyım derde vurgunum
Bu sevda düşürür eline cânâ

Hep sürüklenmekten inan yorgunum
Niye kattın gittin seline cânâ

Perişan, dağınık ve de bozgunum
Ne çare düşmüşüm diline cânâ

Eyyub’um Yusuf’um hadi Mecnun’um
Amma dayanamam yeline cânâ

Yanmış vurulmuşum, meftun olmuşum
Saçlarının bir tek teline cânâ

Yüklenme bu kadar kurban olayım
Yetmez mi savurdun külüne cânâ

Derde sevdalıyım, derde vurgunum

Yerine varmamış dileklerimi
Götürün melekler n’olur götürün
Soldurmayın açmış çiçeklerimi
Mevla’dan dertlere derman getirin
Yerine varmamış dileklerimi…

Bütün umutların bittiği yerde
Hayret ölüler de volta atarmış
İnanmazsan civan bak yarıver de
İçimin kabrinde kimler yatarmış
Göster, can alıcı o melek nerde

Doğduğum yerlerde vurgun mu oldu?
Sular mı yürüdü memleketime
Soldu, gün görmemiş menekşe soldu
Kaç hançer saplandı safiyetime
Doğduğum yerlerde vurgun mu oldu?

Arasıra kuşum uç üzerimden
Vefasızım amma belki özlerim
Bir de sen oklama ta can yerimden
Gel, bugün de taşma ırmak gözlerim
Kuşum arasıra uç üzerimden

Göç eden kuşların gözleri kara
Dayan gülüm dayan bahar gelecek
Muhabbet ne büyük kapanmaz yara
Ölecek yaralı serçe ölecek
Dönecek mi söyle, kuşlar bahara?

Bir güzel düş gibi bir hayal gibi
Sen de git can kuşum, de var sen de git
Dost mezarı içim bulunmaz dibi
Düşersem aklına el aç niyaz et
Belki bir su yürür… İçim çöl gibi…

Mustafa İslamoğlu