Büyük Fenerbahçe Mitingi
İnsanın korkunç kaderi! Hiçbir mutluluğu yoktur ki bir bilgisizlikten ileri gelmesin.
*
“Ona layık güzellikte değilim ben!”
Eugénie’nin düşüncesi buydu; alçakgönüllü, acı bakımından verimli bir düşünce. Zavallı kız kendine haksızlık ediyordu; ama, alçakgönüllülük, daha doğrusu korku aşkın ilk meziyetlerinden biridir.
*
- “Sahi, bunlar ölü eti mi yer, Beyefendi?”
- “Sen ne ahmaksın, Nanon! Herkes gibi, bunlar da ne bulurlarsa onu yerler. Biz ölülerle beslenmiyor muyuz sanki? Miras dedikleri nedir ki?”
*
Yasalar milletvekiline “Ne düşünüyorsun?” değil de, “Kaç para veriyorsun?” diye soruyorlar. Bu düşünce eşraftan halka geçince memleket ne olacak?
*
Eğitim görünce, fazilet de kötülük gibi hesaplı davranır.
*
Fransızların yaradılışında vardır: Bir anlık gelip geçici olaylar için, günlük olayların akıntıya kapılmış saman çöpleri için heyecanlanırlar, öfkelenirler, hırslanırlar. Toplum içindeki varlıklarda, kalabalıklarda hafıza diye bir şey yok mu acaba?
*
Maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da bir soluk alma, soluk verme vardır: Ruh başka bir ruhun duygularını emmek, onları benimseyip daha zengin hale getirmek ihtiyacındadır. Bu güzel insani olay olmadıkça kalpte hayat diye bir şey olmaz; havasız kalır, acı çeker, erir gider.
*
Dalkavukluk hiçbir zaman yüksek ruhlu kimselerde görülmez. Dalkavukluk aşağılık ruhlu kimselere vergidir. Bunlar, çevresinde dönüp durdukları kimsenin hayat alanına daha iyi girebilmek için daha da küçülmesini pek iyi becerirler.
***
Honoré de Balzac
Hayat Neşriyat