Yirmi Dört Şehit Kaç Gün Eder?
![]()
Alışıyoruz. Tekrarlanan eylemlere bir bir alışıyoruz. Daha dün altı polis şehit oldu, bünyede infiale yeterli gelmedi, derken bugün yirmi dört askerin şehit düşmesiyle devlet erkanı derin teessürlerini dile getirdiler. Görüyoruz ki ses çıkarma eşiğimiz 12+ imiş. Unutmuyorum, 2007′de Muhsin Yazıcıoğlu Bursa’da bir yemeğe katılmıştı, o konuşmasını yaparken on iki şehit haberi gelmişti ve konuşmasını yarıda keserek programı bitirmişti. O gün için on iki rakamı epey meşgul tuttu kamuoyunu. Sınır ötesi harekat düzenlendi kara kışta.
Bu kez sayı iki katı. Zaten artık on ikiden aşağısı haber değeri taşımıyor. Günde ortalama iki üç şehit ise, bu ülkenin standardı haline geldi. Şimdi merak ediyorum, yirmi dört şehit kaç gün edecek?
Takım elbiseli adamların rutin toplantıları başladı yine. MİT Müsteşarı, Genelkurmay 2. Başkanı, Milli Savunma Bakanı, Başbakan.. Sanki bir şey yapacaklarmış gibi toplanıyorlar. Daha birkaç ay önce, aynı toplantılar yapıldı, uçaklar havalandı, Kandil’i bombaladı, geri döndü. Sonuç? Yok.
Bu sonucun her aşamasında pek çok kurumun ve kişinin ihmali mevcuttur. Ama bu ülkenin bir Başbakan’ı varsa, hesap verecek olan da odur. Kılıçdaroğlu “Bu sonucun tek sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır” derken canlı yayında, şehit haberlerini siyasi malzeme olarak kullandığını düşünmüştüm. Ta ki, Erdoğan’ın konuşmasını dinleyene kadar. Neymiş, metanetli olmalıymışız, sakin olmalıymışız, barıştan yana olmalıymışız, öfkemize hakim olamazsak terör örgütü amacına ulaşmış olurmuş.
Peki, AKP’nin liberal seçmeni tarafından devletin adamı olmakla suçlanan Cemil Çiçek nasıl bir açıklama yaptı? Şöyle dedi: “Bağrımıza taş basacağız, acımızı içimize gömeceğiz, kimse bizi bu süreçten (Yeni Anayasa) alıkoyamayacak.”
Şaka gibi açıklamalar. Bülent Arınç, “Allah onları helak etsin” diyor. Allah etmeyecek Bülent Bey, devlet edecek. Siz üstünüze düşeni yapmazsanız, Allah helak melak etmez. Allah, liyakatle yönetilmeyen toplumları helak eder.
Tüm bu acınacak haller bir yana, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, milletin acısına tercüman oldu. “Bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle de alınacaktır” dedi. Bu, bu kadar yani. Kardeşlik naraları atmaya, ayaküstü nlp semineri düzenlemeye hacet yok. Öfkeyse öfke, kinse kin, kansa kan, intikamsa intikam. Bir devletin onuru ayaklar altına alınıyor, her gün bir annenin, bir babanın, bir nişanlının bağrı yanıyor. İdarecilerimiz halktan bu denli kopuk olmamayı başarsalardı acılarımıza ortak olabilirlerdi. Herkesin oğlu Bilal Erdoğan değil ki, Akdeniz’in bağrında on beş gün askerlik yapsın, dönsün evine.
Bakınca olan bitene, olan bitene verilen tepkiye, Kılıçdaroğlu’na hak vermemek mümkün değil. Aptal bir açılım projesinin bugün bizi getirdiği noktada Başbakan’ın vaktinde “kelle” diye nitelediği şehitler birer eğitim zaiyatı olmaktan ileri gidemedi. PKK’nın meclis uzantısı partinin vekili, bugün bize insan haklarına değinen subliminal mesajlı taziyesini iletiyor. Ertuğrul Günay ağlıyor, Bekir Bozdağ MHP ve CHP’yi eleştirmekten başka bir iş yapmıyor, elalem de halimize bakıp gülüyordur.
Bir de, neymiş, Cumhurbaşkanı’nın bu ifadeleri fevri kabul edilmeliymiş, yoksa çok tehlikeli mesajlarmış. Şaka gibi gerçekten. Adamlar gelip vuruyor, canımızı alıyor, bizim yapmamız gerekense bağrımıza taş basmak, bağırmamak, öfkelenmemek. Okyanus ötesinden de bir mesaj yayınlansa hani, şöyle dense, “bir yüzüne tokat yiyen, çevirmeli öteki yüzünü”… Ne de olsa, açılımın mimarlarından değil mi? Aman ona zeval gelmesin, olur yani, alıştık, yirmi dört şehit de olur, açılım sağolsun!
İnsanlar devletten büyüme falan istemiyor, milyonlarca genci ikbali olmayan bölümlere yerleştirip üniversiteli göstererek işsizlik oranında yaptıkları manipülasyonu da sorgulamıyor, vazgeçtiler. Ya da eşe dosta akrabaya peşkeş çekilen ülke kaynaklarının da hesabını sormuyor. Her yıl yeniden bozulup yapılan yolların ihalesini hangi firmalar alıyor bunu da geçtiler. Yolsuzlukları, adaletsizlikleri, hukuksuzlukları da rafa kaldırdılar. İnsanlar tek bir şey istiyor, onurlu yaşam.
Devletlerin onuru olmalı, devletler onurlarıyla yaşamalı. Bu işin bir boyutu. Bir diğer boyutu, kimse evladını “yem” etmek istemiyor artık. Ya ofansif bir strateji belirlenir, onurlu bir savaş başlar, şehitler ucuz politikalara kurban verilmemiş olur; ya da ülkenin bir kutsalına daha dolaylı yoldan dinamit atılmış olur.
Evet artık paşaların helikopteriyle pikniğe gittikleri, namaz kılanları askeri okullarda fişledikleri dönem yok. Artık ordu bu köhne yapılanmadan arınıyor. Öyleyse, şanlı mazisine dönecek, devlet erkanının beyan ettiği gibi nefesini hainlerin ensesinde hissettiği gerçek ve tek çözüm yoluna yönelecektir. Bu işin sonu yok. Otuz yıldır da gelmedi. Terörü bitirmenin tek yolu PKK’yı ve onunla bağlantılı her şeyi yok etmektir. Oturup ağlamak, barış lafları etmek, aciz duruma düşmek bugün ihtiyacımız olan şey hiç değil. Bugün, birlik olunacaksa intikam için olunmalı. Hainlerin başını sokacak delik bırakılmamalı. Artık, bir annenin, bir babanın, bir nişanlının daha vebali alınmamalı. Artık, insanlar başı dik, mağrur uyanabilmeli ertesi sabaha. Artık devlet, öfke olup yağmalı.
Bunlar yapılmıyor mu? Yirmi dört şehit yine birkaç gün sonra unutuluyor, insanlar Muhteşem Yüzyıl’a dönebiliyorlarsa, değişen hiçbir şey olmuyor, şehit olanların yakınları mahvolmakla kalıyorsa, hesap sorulmuyor, intikam alınmıyorsa, iktidar var ama muktedir olamıyorsa, Başbakan’ın şehitler için söylediği “kelle” lafı bu hükümet için kullanılmalı ve bu basiretsizlik bu kelleyi götürmelidir. İntikamı layıkıyla alacak çok hükümet çıkar..

Başörtüsü problemi, yıllardır zaman zaman gündem olmuş, zaman zaman unutulmuş, kanıksanmış, alışılmış, girift bir çıkmaz olmuş meselesi Türkiye’nin.