Arşiv

Yazılar buna göre etiketlendi; ‘filistin’

Biz Bu Filmi İzledik

Salı, 06 Oca 2009 Yorum yap

 

 

İsrail ateşkesin sona ermesinin ardından, 18 aydır abluka altında tuttuğu Gazze’ye yeniden havadan, denizden ve karadan saldırıya başladı. Hepimizin izlediği gibi İsrail’in saldırdığı bölge sadece Hamas yönetiminde olan Gazze. Filistin devletini ikiye ayırmayı başarmış olan siyonistler öyle görülüyor ki kendileriyle işbirliğine gitmeyen Hamas’ı bitirmek arzusunda. İşbirlikçi El-Fetih’ten, Mahmud Abbas’tan ise çıt yok. Tıpkı 2004′deki İsrail-Hizbullah savaşında Lübnan hükümetinin takındığı tavır gibi.

İsrail kimsenin bilmediği, tanımadığı türlü kimyasal silahlarla saldırırken; Hamas’ın elinde ise teknolojik bakımdan çok aşağıda kalan teçhizat var. Bölge devletlerinin reisleri büyük bir sınavdan geçiyor. Mısır’da Hüsnü Mübarek, Refah sınır kapısını açmamakta diretiyor. İşgal altındaki Filistin’de yiyecek yok, ilaç yok, elektrik, doğalgaz yok.

Suriye’den ses çıkmıyor. Lübnan’da Hizbullah’tan kınama geldi. İran’da Ahmedinejad ‘İsrail’in sonu geldi’ diyor. Ya Türkiye ?

Türkiye’de Sayın Başbakanımız R.Tayyip Erdoğan bize geçmiş senelerdeki şaşkınlığımızı yaşatıyor. Hatırlayın, Irak savaşı esnasında ‘Abd askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ediyorum.‘*1 demişti sayın Başbakan. Sonra, ‘ABD’nin küresel barış ve hürriyetin güçlendirilmesiyle tehlikelerin önlenmesi için ortaya koyduğu stratejik hedeflerin Türkiye’nin hedefleriyle örtüşmesi, paylaşılan ortak değerlerin bir tezahürüdür.’*2 demişti. Sonra Sayın Başbakan ‘ABD – Türkiye ortaklığının kendini toparlama yeteneği, ittifakımızın kalıcı olmasına imkan vermiştir ve bizi eleştirenlerin de yanıldığını göstermemizi sağlayacaktır.’*3 demişti.

Bu kadar amerikancı yönünü geçmiş dönemde yoğun biçimde ortaya koyduktan sonra; ülkemizde milli hassasiyetin yükseldiği, şehitlerimizin arttığı zamanlarda ise tam aksi biçimde anti-emperyalist tavır takınarak hepimizi şaşırtmıştı. Sözde Ermeni soykırımının Amerikan Temsilciler Meclisi komisyonunda kabul edilmesinin ardından; ‘Amerika onbinlerce kilometreden gelip Irak’ı vururken kimse, kimseye sormadı.‘ da diyebilmişti. Daha sonra Barrack Obama’nın ‘Seçilirsem Ermeni soykırımını tanıyacağım.’ açıklaması üzerine de onu ‘Acemi siyasetçi’ olarak nitelemişti.

Tayyip Erdoğan neler dedi, neler yaptı; daha sonra neler dedi ve neler yaptı. Aynı senaryo bugün tekrarlanıyor. Gazze kuşatma altında ve Başbakan bugünlerde çok coşkulu konuşuyor. İşgalin ilk günlerinde temkinli yaklaşırken yurt genelinde öfkenin artmasına binâen Tayyip Erdoğan da tepkisinin derecesini sözleri ile arttırdı. Başlarda ‘İsrail’i kınıyoruz.’ derken, bugünlerde ‘Biz Osmanlı torunuyuz, bu zulme sessiz kalamayız.‘ , ‘Zulümde biz zalimlerin yanında olamayız.‘ türünden aksiyoner tavırlar ile medyada görünmekte. Evet sözler güzel, Başbakan milletin haleti ruhiyesini güzel okuyup güzel demeçlerle boy gösteriyor basında. Tam yerinde ve tam zamanında.

Peki AKP cephesinde bu gibi ifadeler duyulurken; Cemil Çiçek’in, ona İsrail’e verilen askeri ihalelerin iptal edilip edilmeyeceğinin sorulması üzerine, ‘Konuları birbirine karıştırmamak lazım, ülkenin menfaatleri ile ilgili konular ayrıdır.‘ demesine ne demeli ?

Yine AKP, yine sözde çok ama özde yok tavırlar. Peki biz bu senaryoyu hatırladık mı ? Evet, kesinlikle. Geçtiğimiz birkaç seneye göz atalım, Recep Tayyip Erdoğan 2004′de, ADL ve AJC (Anti Defamation League – American Jewish Committiee) kurumları tarafından, Yahudilere hizmet edenlere verilen ‘Yahudi Üstün Hizmet Madalyası‘ aldı. Medya bunu (bilhassa AKP yandaşı medya) örneğin Vakit Gazetesi, ‘Musevi Cesaret Ödülü’ olarak lanse etti ancak ne var ki aynı ödülü Emekli Orgeneral Çevik Bir aldığı zaman Vakit Gazetesi, ‘Yahudilerden Üstün Hizmet Ödülü‘ başlığıyla vermişti.

Bu ödülü aldıktan sonra bir açıklama yapan Başbakan, şöyle demişti : ‘Musevi düşmanlığı utanç verici bir akıl hastalığının tezahürüdür, katliamla sonuçlanan bir sapkınlıktır, sapıklıktır… Soykırım, etnik temizlik, ırkçılık, İslam düşmanlığı, Hıristiyan düşmanlığı, yabancı düşmanlığı ve terörizm geçmişten bugüne kadar devam edegelen kötülüğün farklı yüzleridir… Başka dinlere hoşgörü göstermek bize Peygamber mirasıdır… Musevi düşmanlığının Türkiye’de yeri yok…

Peki, biraz daha geçmişe gidelim. R.Tayyip Erdoğan Refah Partisi İstanbul İl Başkanı iken, Yörünge dergisinin 8 Ağustos 1993 tarihli sayısında Ali Akel’le yaptığı röportajda şunları söylemişti : ‘İsrail, zihniyet itibariyle insan denilen mükemmel varlığı, varlık sebebi dışında tanımlayan emperyalist, şovenist bir anlayışın ifadesidir. Türkiye’nin İsrail’i tanıması tarihimiz açısından ciddi bir talihsizliktir. Bizim tarihimize sürülmüş bir kara lekedir… Ortadoğu’daki kanser mikrobu olan bu zihniyeti sulamak, beslemek kadar büyük bir zulüm olamaz… İsrail’i devlet olarak tanımıyorum.

Peki bu Yahudi Cesaret Ödülü’nü veren ADL kimdir, onu da yine günümüz AKP yanlısı medyalarından Zaman Gazetesi’nin 20 Kasım 1992 tarihli sayısının 2. sayfasındaki şu yazı ile tanıyalım.

ABD’de Yahudi mafyası: ADL

İngiliz Farmasonluğu’nun Yahudi kolu olan B’nai Brith’in etkisi altındaki ADL 1913 yılında kurulmuştur. ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir. Kurdukları ‘Denizaşırı Yatırımcılar Servisi’ adlı şirketle, milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir.

İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs’ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesindeki geniş arazilerin kanunsuz alım satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını ortaya koyuyor. ADL’nin bilinen cinayetleri şunlardır: 15 Ağustos 1985’te Kafkasyalı Müslüman lider Tscherim Sobzocov, evinin önünde bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Musevi iken Hak din İslam’a dönüş yapan Prof. İsmail Raci Faruki ve eşi 1985’in Ramazan’ında sabaha karşı evlerinde bıçaklanarak öldürüldüler. Gandhi ve Palme suikastlerinin arkasında da ADL’yi görüyoruz.’

Bu metin, Zaman Gazetesi’nden alıntı. Tabi bugünün Zaman’ından değil, 1992 zamanlarından…

Zaman değişiyor. Zamanla insanların ne derece idealist ya da ne derece ‘gücün yanında’ olduklarını görüyoruz. Evet, kesinlikle gerçekler zamanla anlaşılıyor.

Siyonist cumhurbaşkanı Şimon Peres TBMM’ye geldiği zaman o dindâr, o siyonizm düşmanı, o akıncı, o adam gibi adamların hepsi ayakta alkışladılar. O gün mecliste oturuma katılmayan tek milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu idi.

Herkes; her hizip, cemaat, parti, lider, insan hesabını yalnız Allah’a verecek. Ne mutlu alnı ak yaşayanlara ve ne yazık o 180 derece şaşanlara…

 


1- By Recep Tayyip ErdoganThe Wall Street Journal
March 31st, 2003

2- Hürriyet – 11 Haziran 2005

3- Washington Post, April 21- 2003